Para Bu Art
Söğütlüçeşme’de sermayenin taktik ve yöntemleri melodram filmlerindeki kötü adam kahkahası kadar klişe. Çöküntüleştirme, hukuki usulsüzlükler, ekolojik tahribat, talan ve soylulaştırma...
Terminal Kadıköy projesinin ayrıntıları açıklanmadan önce, kamuoyunda rıza oluşturmak amacıyla “İstasyon tinercilerin mekânı haline geldi” içerikli bir dizi sipariş haber servis edildi. Ardından, bize ait olanı elimizden almak isteyen şirketler kendilerini kurtarıcı olarak sunmaya başladı. Deprem toplanma alanlarımız AVM’ye çevrilirken “Korkmayın, Kadıköy keyifli bir yaşam alanı kazanacak” açıklamaları yapıldı. Şu an istasyonda tren beklerken para vermeden oturabileceğimiz bir bank bulunmuyor. Kaldı ki istasyonun yüz yıla yakındır kullanılan adı dahi kent hafızası hiç edilerek Katarlı banka QNB’ye satılmış durumda.
İşin esasında, Paribu Art ve Terminal Kadıköy projesi meselesinde kamusal olanın özelleştirilmesi ve sanat üzerindeki sermaye tahakkümünün artacak olmasına karşı gösterilen tutum, tarafları net olarak görmemizi sağlıyor. Kulağımıza en çok ilişen argümanlar ise şu şekilde: “Ama ne güzel ses sistemi var mekânın, geniş geniş, ferah ferah... Fena mı oldu? Kadınların görünürlüğü için festival yapıldı hem, bağımsız müzik çalışmaları da yapılıyor. Ne olmuş canım, İstanbul’un her yerini sattılar zaten, burası boş duracağına en azından Kadıköylüler sanatla buluşur.”
Talana 'kolektif' maskeleme
Üstelik; mimari tercihlerin yanı sıra kavramlarımız da tam da orayı doldurması beklenen “hedef kitleye” uygun birer algı aparatına dönüştürülmüş. Sermayenin ehlileştirme taktiği burada da çalıştırılmış. Paribu Art’ın etkinlik açıklamalarında “kolektif ruh”, “toplulukların bir araya gelmesi”, “birlikte üretmek”, “ifade alanı” gibi sol değerlere içkin bir kavram seti kullanılması tesadüf değil. Paralel olarak hemen yanında açılan mekânın ismi “Komünite” oluvermiş.
Burjuvazi; sekülerinden yandaşına aynı formülü uygulayarak (Galataport ve Haliç Port) suçlarını estetize edip örtbas etmek için sanatsal aklamaya sığınmaya devam ediyor. Derslerine çalıştıkları, Truva atının içine Kadıköy’ün tavıra sahip, bağımsız, altkültür akımların kendisine yer bulabildiği sanat kültürünü ambalajlayarak koymak istedikleri belli. Gençler geleceksizliğe mahkûm edilmişken, alternatif olarak sunulan nefes boşlukları yine düzen tarafından doldurulmak isteniyor.
Paribu Art ve Zorlu PSM gibi alanlar için sanat sadece kâr ettiren bir meta değil; maddi imkânların cazibesiyle yaratılan bağımsızlık illüzyonunu kullanarak aykırı unsurları ehlileştiren bir araç aynı zamanda. Paribu Art’ın metinlerinde geçen plazanın 17. katında reklamcıları tarafından uydurulmuş “derin diyaloglar, anlamlı karşılaşmalar” gibi içi boş kavramlarla anlam katmaya çalışmaları ise cabası. Altkültürleri ve karşı kültürün en uzlaşmaz türlerinden punkı içeriğinden soyutlayıp salt biçimsel yönleri ile ele almak yahut nostaljik bir unsur olarak kullanmak istedikleri açık. İstedikleri şey tavırsızlık ve tüketime elverişlilik. Tıpkı AKP’li yeni Osmanlıcı Les Benjamins’in “asi bir stil” olarak tanıttığı Eastern Punk adlı kreasyon ile cebe milyonları indirmesi gibi. Bir zamanların haşin gençlerini şimdinin birer tüketim ikonu.
V. Bora Uğur Ortaklaşa

