"Çalışan ben, tüketen beni kıskanır." John Berger

Nisan 19, 2026

Kimin günahı

 

Suçluluğun Ekonomisi: Kimin günahını taşıyoruz?

Bu bireysel suçluluk rejimi, politik düzlemde de kendini gösterir. Zygmunt Bauman’ın “akışkan modernlik” dediği çağda, kolektif sorumluluklar giderek bireyselleştirilir. Sistemik sorunlar, bireysel çözümlerle adreslenir. Çevre krizi bunun en açık örneklerinden biri. Plastik tüketimimizi azaltmamız gerektiği sürekli hatırlatılır; ama küresel ölçekte üretim yapan şirketlerin sorumluluğu aynı görünürlükte tartışılmaz.

İzmir’de bu yaz yaşanan su kesintileri de benzer bir çerçevede okunabilir. Geceleri kesilen suyun ardından yapılan çağrı netti: “Duş sürenizi beş dakikaya indirin.” Bu çağrı, bireysel tasarrufu teşvik ederken, aynı zamanda sorumluluğu da bireyin omzuna yükler. Oysa su krizinin nedenleri, yalnızca bireysel tüketim alışkanlıklarıyla açıklanamayacak kadar yapısaldır. Sanayi politikaları, altyapı eksiklikleri, denetim mekanizmalarının zayıflığı gibi pek çok faktör devrededir. Buna rağmen suçluluk, en kolay yönlendirilebileceği yerde, yani bireyde yoğunlaşır. Çünkü birey, kendini değiştirebilir. Daha kısa duş alabilir, daha az tüketebilir, daha dikkatli yaşayabilir. Sistem ise daha dirençlidir; dönüşmesi daha zordur. Bu nedenle suçluluğun adresi, çoğu zaman bilinçli ya da bilinçsiz biçimde kaydırılır.

Kafka’nın Josef K.’sı en azından suçunun ne olduğunu bilmiyordu. Biz ise sürekli değişen suç tanımlarıyla yaşıyoruz. Bugün yeterince hareket etmemek, yarın yanlış beslenmek, ertesi gün çevreye yeterince duyarlı olmamak… Her biri kendi içinde anlamlı olabilir; ancak hepsi bir araya geldiğinde, bireyi sürekli eksik ve suçlu hissettiren bir rejime dönüşür. Bu rejimde suçluluk, artık ahlaki bir kategori olmaktan çıkar; ekonomik ve politik bir araç haline gelir.   

Gülseren Aydın   Birgün 

Nisan 15, 2026

Kültürle göz boyama

 
 Gündem yoğun diye doğanın çığlığını duymuyoruz!

Cultural washing: Kültürle göz boyama


Arundhati Roy, Hindistan’da çevreyi kirleten sponsorlara ve onlardan beslenen STK’lara karşı kaleme aldığı bir yazısında bu "aklama" yöntemine dikkat çeker:

“Sonsuz tüketim hayali sanat dünyasına da sızdı. 'Greenwashing' (yeşille göz boyama) ile gördüğümüz yöntemin bir benzerine artık 'cultural washing' (kültürle göz boyama) biçiminde tanık oluyoruz. (...) Dünyanın en büyük edebiyat festivallerini finanse edenler ormanlardaki yerli halkları yok ediyor. Maden şirketleri, bir yandan dünyayı yok ederken diğer yandan ifade özgürlüğünden medeni bir tarzda söz eden harikulade kimselerle festivalleri finanse ediyorlar. (...) Milyarlarıyla silahlanmış bu STK’lar, potansiyel devrimcileri ücretli aktivistlere dönüştürerek onları radikal bir meydan okumadan caydırırlar. Böylelikle de düşünme tarzları yumuşatılır. Farklı bir dünyayı tahayyül imkânlarımızın büyük kısmı ortadan kaldırılır."

Roy’un altını çizdiği gibi; ekolojik felaketin asıl sorumlularının STK’lar ve yandaş medya aracılığıyla aklanma çabası, sadece bizim ülkemizde değil, dünyanın dört bir yanında gerçekleşiyor. Çeşitli "fon"larla yapılan işlerle, sistemin çizdiği sınırların dışına çıkmadan "muhalifmiş" gibi yapılıyor.
Sarı çevrecilik

Sarı sendika olur da "sarı çevreci STK" olmaz mı? Elbette olur. Örneğin İstanbul’da geçtiğimiz yıllarda "7. Kıta" sloganıyla açılan 16. İstanbul Bienali’nin sponsorları arasında çevreyi en fazla kirleten şirketlerin olduğu ortaya çıkmış; bu ikiyüzlülüğü fark eden bazı sanatçılar bienali protesto etmişti. Pelin Cengiz’in belirttiği gibi, dev enerji şirketleri sadece Avrupa’da lobi faaliyetlerine milyonlarca euro harcayarak "kirletme hakkı" satın alıyorlar. 
Özcan Yaman   Evrensel  

Nisan 11, 2026

bir hikâye etrafında

 

Markalarda storytelling yaratma yarışı

Markaların, koleksiyonlarının tanıtımı için bir hikâye etrafında imaj yaratmaya yönelmeleri son dönemlerde kaçınılmaz bir strateji haline dönüştü. Chanel, Louis Vuitton, Dior, Gucci gibi köklü lüks markalarının geçtiğimiz yüzyıldan bugünlere gelen marka kimliği mirasının gücü, günümüzde fast fashion markalarına bile pusula olma niteliği taşıyor

Nisan 08, 2026

2024

Hangi sermaye? Hangi kalkınma?

Binlerce cilt kitap okusanız Türk sanayisinin büyüme dışa açılma haritasını (dış bağlantı ve siyasi bağlantılarının) hangi kurumlar ve isimlerle gelişiminin bu denli samimi itirafını başka bir kitapta okuyamazsınız!

ENKA, Enişte ve Kayınbiraderin kısaltılmışı, büyük şairimiz Yahya Kemal’le de akrabalar ve 80 sonrası Özallı yıllarda dış dünyada hızla büyüyen Şarık Tara’nın da bir üst yöneticisi tarafından gerçek bir hikayesi! Sovyet Rusya’da ilk AVM’leri açan adam, ki, o yıllarda gazetelerimiz övgüler dolusu manşetler atardı!   
 
 Nihat Genç    Veryansın

2010


 

Nisan 06, 2026

HIZ

Motosiklet sayısı 7 milyon 200 bini buldu: İki kazadan birinde payı var

2019’da trafiğe kayıtlı motosiklet sayısı 3,3 milyondu. Aynı yıl motosikletlerin toplam taşıtlar içindeki payıysa yüzde 14,1’di. Motosikletler 2019’da 266 bin 872 kazaya karıştı. Bu kazalarda 1553 kişi öldü.

Motosiklet sayısı 2026’da iki kattan fazla artarak 7,2 milyona ulaştı. Bu araçların trafikte payıysa yüzde 20,9’a yükseldi. Motosikletler geçen yıl 288 bin 318 kazaya karıştı. Bu kazalarda 1675 kişi öldü.

Türk Telekom ve Turkcell, kamunun sayılır;

 

5 G REKLAMLARI YİNE İKTİDAR MEDYASINA

GSM şirketleri Türk Telekom ve Turkcell, kamunun sayılır; ikisi de Türkiye Varlık Fonu’nda. Bu iki şirket de 5 G’ye geçiş nedeniyle büyük bir kampanya başlattı; önce 31 Mart’ta Telekom, aralarında Cumhuriyet’in de olduğu 15 gazeteye tam sayfa reklam verdi.

Ertesi gün de Turkcell’ in reklamı 13 gazetenin arka sayfasında çıktı. Turkcell, arka sayfadaki tam sayfa reklamın yanı sıra beş gazetenin ilk sayfasına, logo üzerine de reklam verdi. Turkcell, TV ve dijitaldeki kampanyasını milyonlar ödediği ünlü basketçi Shaqulle O’neal ile yürüttü.

Turk Telekom ve Turkcell’in reklam verdikleri gazetelerin tamamı, iktidar yanlısıydı. Bir tek Türk Telekom’un Cumhuriyet’e verdiği bir ilan var, o kadar. Türk Telekom ve Turkcell’in, dijital mecralar ve televizyonlardaki reklamlarını tek tek saptayamadım, ama o mecralarda da günlerce süren bir kampanya yürüttüler ve yine iktidar medyasını gözettiler.    

Faruk Bildirici   Birgün

1990 Can Güvenliği

 İNSANA SAYGI MİTİNGİ

24 Şubat 1990  
Zonguldak
Çektiğimiz fotoğraflar peşimizi bırakmıyor. İşçi ölümleri seni beni ilgilendirmez gibi görünür. Ancak, zamanla yarışan işçi servisinin bir öğrenci servisi ile çarpışması beklenmedik değildir. Ya da bir kuryenin hemen ulaştırmaya zorunlu olduğu kebabının altında kalmak...
+
İnsana Saygı Mitingi yaklaşık 25 binlik katılımla yapıldı. Peş peşe gelen ölümler çok sayıda sendikanın Zonguldak'ta buluşmasıyla sonuçlandı.
+
BUGÜN bol haber, bol rapor, bol istatistik, bol Allaha havale var!

 F: İbrahim Akyürek






Nisan 05, 2026

madenler ve ortaklıklar

       

Sermaye, çevre ve emek denklemi  
Türkiye'deki büyük maden projeleri, yerli holdinglerin küresel maden devleriyle stratejik ortaklıklarıyla yürüyor. Bazı projeler ise tamamen yabancı sermaye elinde. Sermaye semirirken doğa ve yaşam alanları yok oluyor.  
 Özer Akdemir  Evrensel

 

Nisan 02, 2026

Sansür

 

Bunlar yayınevlerinin TÜSİAD’ı olmasın?

Yayınevi Emekçileri ve Dayanışma: Hangi Yayıncılar Birliği?

Oysa 1980’lerin ortası ve 1990’lardan itibaren yayınevi profili radikal bir şekilde değişti. Öncelikle prestij yayıncılığı dışında bu alana girmeyen bankaların yaygın kültür yayıncılığına girdiğini görüyoruz. YKY bu anlamda Enis Batur yönetmenliğinde en önemli örnektir. 1980 sonrası dönüşen yeni değerler (yeni bireycilik, postmodernizm vb) varolan yayınevlerini de önemli ölçüde değiştirdi. Orhan Pamuk’un ilk göründüğü Can Yayınları bu anlamda ilk örnektir. Deniz Gezmiş ve kuşağını anlatan “Gülünün Solduğu Akşam” ile 68 kuşağından Erdal Öz’ün kurduğu yayınevini yüksek tirajlara taşırken, Pamuk’un Kara Kitap’ı bir edebiyat olayına dönüşecektir. Ve döneme uyumlanan başka şanslı yayınevleri gelecektir arkasından…

 Literatür gibi 1990’ların iktisat-işletme fakültelerine İngilizce ders kitapları satan şirketten gelen bir başkan, neredeyse her dönem ana akımın içinde olan yazar, edebiyatçı bir yönetici. Ve yıllardır değişmeyen bir yönetim.  Niye değişmez? Arkadan genç kadrolar mı gelmiyor? Sanki TÜYAP’a yapışmış bir aparat. Siz gerçekten inanıyor musunuz bu birliğin bir meslek örgütü olduğunu ve yayınevi emekçileriyle dayanaşacağını. Güldürmeyin! Bunlar yayınevlerinin TÜSİAD’ı olmasın?  
Yıldırım Tutmaz    Ek Dergi 

Mart 27, 2026

örgüt

 


Meslek örgütü ne işe yarar?

Bir yazar, şair, sanatçı, gazeteci, çevirmen ya da editör için meslek örgütü gerekli midir? Ya da bu meslek örgütleri ne iş yapar, varlık nedenleri nedir?

Meslek örgütlerinde aynı işi yapan insanlar bir araya gelir ve hak mücadelesi vermekte, meslek standartları oluşturmakta, iş verene ve kamuya karşı temsil yeteneği göstermekte öne çıkabilir, görev üstlenebilir. Hatta greve bile gidebilir. Ne yazık ki gazeteciler, yazarlar, sanatçılar, çevirmenler ya da editörleri bir araya getiren meslek örgütleri için aynı tanımı vermemiz mümkün değil. Çünkü bu alanda üretim bireysel olduğu kadar düzensizdir de. İşveren-işçi ilişkisi görünür düzeyde belirgin değildir. Yapılan iş doğrudan kamusal alanla ilişkilendirilir.

Oysaki her editör sabah kalkıp işe gidiyor, onu ofiste bazen asık yüzlü patron beklediği gibi bazen de işsizlik bekliyor olabilir. Zaten dün akşam işten çıktıktan sonra yolda ya da evde en azından üç dört saat daha çalışmaya mecburdur. Çünkü o yayınevi işyeri değil evdir, editör çalışan değil aile üyesidir… Dolayısıyla fedâkarlık etmesi gerektiği üzerine konuşulması bile gereksizdir(!)

Öyle ya her insan evine giderken turnikeden geçiyor ve kart basıyor, evet. Her insan öğle yemeğinde evinden çıkıp dışarıda zıkkımlanıyor… Zaten o çevirmenin ya da grafikerin telifi iki hafta sonra yatırılsa da olur(!)

  İfade özgürlüğünün hepimiz için risk taşıdığının farkındayız. Bu risk karşısında bireysel direncimizin azımsanyacak oranda güçlü olduğunu kabul ederek örgütlü dayanışmanın hayati ölçüde gerekli olduğunun da altını çizmemiz gerekir. 

  Zaten bir avuç insanız ve birbirimizden sorumluyuz. Bir yazarın bir gazeteciyle dayanışması kadar daha doğal ne olabilir? İki meslek örgütünün birlikte hareket etmesi görülmüş ve anlaşılır bir durum zaten.

“Benim ne işime yarar?” diye düşünmeden önce, bir meslek örgütüne üye olmak, yönetimde söz almak, örgüt ağının güçlenmesi için çalışmak gerekir. Çevirimize biri çökebilir. Yaptığımız kapak için itibarsız cümleler kurabilir bir densiz. Telifimize burun kıvırabilir.

C. Hakkı Zariç    Diken

                                  

Mart 26, 2026

Oto - Silah

      

  'Demir Kubbe'ye ekipman üretimi: Volkswagen yalanlamadı

 

Mart 23, 2026

Çete

  

 Trump ve İsrail ile birlikte savaşan tekno-çeteler    

  • Elon Musk (Tesla & SpaceX): Trump'ın en yakın müttefiklerinden biri olarak törenin merkezindeydi.
  • Jeff Bezos (Amazon): Amazon, tören fonuna 1 milyon dolar bağışta bulunmuş ve Bezos törene katılım sağlamıştır.
  • Mark Zuckerberg (Meta): Meta da 1 milyon dolar bağış yapan şirketler arasındadır; Zuckerberg törende hazır bulunmuştur.
  • Sundar Pichai (Google/Alphabet): Google törene 1 milyon dolar bağış yapmış, Pichai bizzat katılmıştır.
  • Jensen Huang (Nvidia): Nvidia, 1 milyon dolarlık bağışıyla törenin en büyük destekçilerinden biri olmuştur.
  • Sam Altman (OpenAI): Yapay zeka sektörünü temsilen bağışçı ve katılımcı listesinde yer almıştır.

Sahaflar

Şimdi Daha kullanışlı 

Yüz / Nisan 2025

Reklam Yapmakla Eleştirilen Naci Görür'den Gündem Olan Videoya Açıklama Geldi

Görür,
 söz konusu videodaki inşaatın başında olan kişinin öğrencisi olduğunu belirterek kendisinin 'Hocam bir gel bak' dediğini ekledi. İnşaatı beğendiğini söyleyen Görür, 'yatay mimari olmasına rağmen Türkiye’de ilk kez bir binada izolatör kullanmışlar. Deprem izolatörleri bizde hastane gibi büyük yapılarda kullanılıyor. Bunu görmem için çağırdı, ben de öğrencimle iftihar ettim, “Aferin” dedim, çay içtik, depremle alakalı sorular sordular, yanıtladım.' dedi.

O sırada video ve fotoğraf çekildiğini söyleyen Görür, 'kendi sosyal medyalarına koymuşlar. Kötü niyetli, zavallı insanlar işte! Söz etmeye bile değmez ama... Ne diyeyim, Allah ıslah etsin. Şirket de yasal yollara baş vurdu zaten...' açıklamasında bulundu. 

 

Söz konusu inşaatın sahibi olan şirket tarafından da bir açıklama yapıldı.
Dr. Görür'ün şirketin projeleri ile ilişkilendirilmesine yönelik yanlış ve yanıltıcı yorumlar yapılıyor' denilerek yapılan açıklamada 'Naci Görür, konutlarımızın şantiyesini herhangi bir reklam çalışması kapsamında değil, tamamen bilimsel ve teknik bir değerlendirme amacıyla ziyaret etti. Prof. Dr. Naci Görür'ün reklam yüzü olması kesinlikle söz konusu değildir. Hiçbir ticari ilişkimiz bulunmuyor.' ifadelerine yer verildi.  Nisan 2025

Mart 19, 2026

2004 < 2009 Adı Ünsal Oskay



     Sibel geldi bir gün, “İzzet ağabey Milli Emniyet’ten sizinle görüşmek istiyorlar” dedi. “Tamam” dedim iki genç geldi. “Buyurun ne istiyorsunuz?” dedim “İzzet Bey sizin yanınızda tehlikeli bir adam çalışıyormuş. Adı Ünsal Oskay” dediler. O zamanlar solcu olmak, komünist olmak suç. Ünsal da o dönemde son derece solcu, hatta Maocu. “İşten çıkarın, çalıştırmayın” dediler. Çıkartmadım tabii, çalışmaya devam etti. Bu sefer de 10–15 gün sonra Abdi İpekçi aradı. “Senin yanında tehlikeli bir adam çalışıyormuş” dedi. Anladım tabii, ama sordum yine de kim diye. “Ünsal Oskay” dedi. İşten çıkartmamı istedi o da. Çıkartmadım tabii, “başımıza bir şey gelmez” diye ikna ettim, onlara da kabul ettirdim. Öğr. Gör. İzzet Sedes (Avrupa Konseyi Protokol Eski Müdürü ve Milliyet Gazetesi Ankara Eski Temsilcisi)   2009  T24


Mart 17, 2026

Birgün:

   Gözaltı Çantası! Nazım Alpman   

Gözaltına alınmadan önce evde yapabileceğin akıllı hazırlıklar…

* Telefon ve bilgisayarını şifrele.

* Bulut yedekleme açık olsun.

* Evde bir çantan hazır dursun.

* Bir kişiye “avukatımı ara” talimatını önceden ver.

* Evcil hayvan / yaşlı / hasta / çocuk planı yap. 

1) Kimlik ve hukuki temel şeyler. Bunlar olmazsa olmaz. Genelde üzerinde bulunmasına izin verilen şeylerdir:

*Nüfus cüzdanı / T.C. kimlik kartı

*Avukatının adı ve telefonu

*Telefona el konulabileceği için ezberinde olsun, küçük bir kâğıda yazılı.

*Yakın bir kişinin telefon numarası (eş, kardeş, çocuk).

*Varsa kronik hastalık raporu / reçete fotokopisi

*Varsa düzenli kullandığın ilaçların listesi… Doz ve saat bilgisi de olsun.

Önemli not: Belgeleri asıl değil, fotokopi olarak taşımak daha güvenlidir.

                                                              

Mart 14, 2026

Ankara


ayrılan zaman az,

 

Radyoloji tetkikleri: İhtiyaç mı dayatma mı?

Hasta çok, ayrılan zaman az, çare: MR, tomografi

Yüksek sayıdaki başvuruları karşılayabilmek için muayene süreleri kısa tutuluyor. Bu durum da hekimleri daha fazla görüntüleme ve başka tetkiklere itebiliyor. Çorbacıoğlu hasta başına ayrılan zamanın çok kısalmasının önemli bir faktör olduğunu söylüyor:

“Hızlı hareket edebilmek için gerekli görmeseler bile bunları isteyebiliyorlar. Hatta artık normalleşmiş durumda.

‘Neyiniz var?’ sorusundan sonra çoğu hekimin ilk düşündüğü şey ‘Hangi tetkiki yapsak?’ Hatta bazen fiziksel muayene etabını tümüyle atlayıp, ‘Kime yollasak?’, ‘Hangi cihaza yollasak?’, ‘Hangi testi istesek?’ diye düşünebiliyorlar.”  

‘Hastalar muayeneyi yeterli görmüyor, MR, BT istiyor’ 

Mart 09, 2026

Zonguldak

Tur aracına bir füzenin isabet etme yüzdesi şimdilik çok düşük de olsa...

Turizmciler… Ekmekleriyle Oynanıyor, Ses Yok!

Bir esnafın, bir işçinin ekmek parası kazandığı yere kötülük yapılsa anında tepki beklersiniz. Turizm şirketlerinin (büyük, çok büyük boy olanlarını saymıyorum) tanıtımlarına bakıyorum, tura/sefere çıkacakları ülkeler kan revan içinde ses yok. Seferden döndükleri, kaynaştıkları, ekmek parası kazandıkları topraklar, insanlar perişan. Yine ses yok.

Müşteri avına çıktıkları tanıtımlarının, duyurularının bir yerinde barış özlemlerini neden belirtmezler. Önceden gezdikleri ülkelerin insanları acılı günler yaşamışlarsa bir satırlık üzüntülerini, anılarını paylaşsalar…O da yok!

Ancak şunlar var:: İsrail İran'ı tepeliyor başlık: "Turizmde savaş gölgesi", otel yanmış, sektör temsilcisi kaygılı: "Yangın haberi hedef pazarlara kadar yayıldı, dünyada bize güven kaybı var". Bir gazete hadi araştıralım demiş (haftalık Oksijen): "16 kayak merkezinden sadece 3'ünde itfaiye var."

Kimi liberal, kimi çağdaş, kimi devrimci, kimi sadece tüccar her kimsen turizmci arkadaş Küba seferini şimdiden açıkladın... Takvimini 1 Mayıs’a da ayarladın. İran için hazırlıkların da tamam. Bugünlerde her iki ekmek yolun da sıkıntılı. Ya “Coğrafya kaderim/kısmetim”, elimden ne gelir de bilelim; ya da ekmeğimle oynamayın de. Barış/kardeşlik, en azından ekmek paran adına çok değil iki satır ses çıkar. Tur aracına bir füzenin isabet etme yüzdesi şimdilik çok düşük de olsa yine ses ver.

Bu arada memleketin dağını taşını, havasını suyunu, tarihini gezdirerek ekmeğini kazanıyorsun. Milli ve dini günlerde kes-yapıştır görsellerle sevgini, fikrini de gösteriyorsun. Ama ekmeğinle, memleketin geleceğiyle devleşen şirketlere tanıtımlarında iki çift sözün yok.

Yarısı çocuk Kartalkaya'da otelde insan kıyımı yaşandı. Turizm piyasasında, sektöründe üzüntü, kaygı paylaşımı, denetim istemi, acılı ailelerle dayanışma sesi çıktı mı?

Çok gezen Sabit Kalfagil hocamızın biz fotoğrafçılara ayak üstü tavsiyesi vardı bir zamanlar, yalvarırcasına: “Ne olur tarihi yapıların dibindeki telleri, direkleri, çöp kutularını da çerçevenize alın.” 

Hocamız gezip tozarken çevrenize eleştiren, sorgulayan gözle bakın demek istiyor. Güzel ile çirkini, barış ile savaşı birlikte görün demek istiyor.

Bir zamanlar liselerdeki tartışmalardan biri, "Çok gezen mi bilir, çok okuyan mı?" başlığı altında yapılırdı. Çok okuyandan umudumu kesmedim ama; bizim fotoğrafçılara, çok gezenlere bakınca durum berbat.

Bu yazının taslağı üzerinde son kez düşünürken Postseyyah Kooperatifinin ‘İran’da Savaş’a Hayır!’ ortak sesine denk geldim. Çağrı seyyahlara, seyahat yazarlarına ve fotoğrafçılara yapılmış. 

 İbrahim Akyürek,   Şubat 2026

Mart 04, 2026

Destek olma, masa zaten devrilecek.

  

Önce Payandalar!
"İyiler bugün, kötülerin fantezisi olarak yaşamdadır. Kötülerin yalnız kaldığında bir iyiye sarılması boşuna değildir." Tahir M. Ceylan, Aylak Düşünceler
Bilirsiniz yangında ilk kurtarılacaklar listesi vardı bir zamanlar. Tehlike öncesi uyarı hedefi belirlenmiş, güvenlik duygusu pekiştirilmiş olurdu.  Bu tip listeler memleketin/yeryüzünün zor durumlarında da önceliklerimiz için kafa yormamız gerektiğini anımsatır.

Payanda; yani destek, dayanak iyiyi de kötüyü de zor zamanlarda ayakta tutar. Bir kötülük masası düşünün, sadece bir ayağı aksasa masa sahipleri huzursuz olur. Sağa sola koşuşturur paniğe kapılır. Yüz ifadeleri, bakışları tuhaflaşır. Şiddeti seçer.
Kötülerle ilişkili sanatçı tayfasını da bir masa ayağı gibi düşünürüm. Daha doğrusu bu tayfayı sallanan, tökezleyen bir mekanizmayı ayakta tutan payanda olarak kabul ederim. Ancak, bizim tayfanın işlevi öteki payandacılardan taksiciden, marangozdan farklıdır. Kaba değil, incedir. Kötülerin manevi ihtiyaçlarını karşılar. Şimdilerde buna şirket kafasıyla “duygu yönetimi” derler. Reklam dünyasında kalem oynatan, yüzünü markalara kiralayan tayfa duygu pazarlama işinin ustalarıdır.
Ortada yönetim, yönetilecek varsa ilişki, irtibat, iltisak da vardır. Kötülerin kanunu bunu “yardım ve yataklık” olarak etiketleyip iyilerin iyilere payandalık yapmasını, destek çıkmasını cezalandırmışdır.
Ancak, iyilerin defterinde kötülere yardım ve yataklık yapmanın ayıplanması nedense yoktur. Bu yüzden, farklı ulustan ve dinden liman işçilerinin İsrail’e gidecek gemilere yükleme yapmayı kabul etmeme eylemi göklere çıkarılmamış, örnek alınacak insancıl bir davranış olarak yaygınlaşmamıştır. 

 Peki iyilerin tarafında neler olur?

Yine de kötümser olmayalım. İsrail'e karşı yapılan kültürel boykot  çağrıları, üniversitelerde gerçekleşen (Boğaziçi Üniversitesi, İTÜ Mimarlık) sırt dönme eylemleri, "Migros'tan alma, emeğimi çalma" boykotları, Çağdaş Hukukçular Derneği'nin Türkiye Barolar Birliği'ne yaptığı -kralın savcısıyla ilgili- muhatap alma/yok say çağrısı az şey değil. 
Sanatçı tayfasını kötülerden uzak tutmak, irtibatlarını kesmek için yine de kavramlara ihtiyaç var. Bir akademisyen maden şirketlerinin ruhsat oyunlarında muhtarları ayartma eylemlerini (camiyi tamir edelim, okulu  boyayalım gibi) "sosyal rüşvet" olarak tanımlamıştı. Bizim tayfanın ayıplı ilişki ve eylemlerini şöyle tanımlasak: "manevi rüşvet", "boykot kırıcılar", "kiralık ruhlar", "duygu avcıları"... Ya da son büyük deprem sonrası şirketlerin sanatın iyileştirici gücü palavrasıyla  sanatçıları kullanmalarından yola çıkarak "iyilik taşeronları" desek.
Devletler arasındaki oyunlara dikkat edin: kriz zamanlarında silahlar konuşmadan önce, 
önceki bazı ilişkiler gözden geçirilir, payanda olarak değerlendirmeye alınır. Son Ukrayna savaşında ABD ve AB örneklerinde gördüğümüz gibi ilişkili/irtibatlı şirketler, iş adamları, diplomatlar, sanatçılar hedef listesine alınır. Bu arada Rus ve Filistin kültürü de payını alır, ayılıp bayıldıkları ifade özgürlüğü bile rafa kaldırılır. 
 
Peki iyilerin, bizim tayfanın tarafında neler olur? Bir avuç insan dışında bunaltıcı bir yılgınlık sürer gider. Sevdiğimiz yazar, oyuncu iyilerle kötüler arasında dolanır durur. Yalama olmuş musluğun kafamızda bıraktığı tedirginliği yaşarız. 
Yüzümüzü onlara dönüp arkamızı, 16 yaşında Gönüllü Kulluk Üzerine Söylev kitabını yazan Etienne de La Boétie''nin şu sözlerine dayasak ve "Artık hizmet etmemeye kararlı olun; göreceksiniz ki anında özgürleşeceksiniz," desek...
Ve yaklaşık 500 yıl önce yazılan bu kitabın bir kaç satırından esinlenerek çaresizce eklesek; elinize pankart alıp sokağa çıkmanızı istemiyoruz, bildiriye imza atmanızı da beklemiyoruz. Masaya tekme atmanızı hiç istemiyoruz. Destek olma, masa zaten devrilecek.
 İbrahim Akyürek    Mart 2026  

Mart 03, 2026

otosansürle mücadele etmek neredeyse imkânsız!

 

Otosansür en büyük tehlikeye dönüştü

Gazeteci-Yazar Şenay Aydemir’in İletişim Yayınları’ndan çıkan ‘AKP’nin Kültür Savaşı İmha ve İnkâr Kıskacında Sanat’ başlıklı son kitabı AKP’nin kültür-sanat alanındaki dönüşümünü dönemsel siyasi ihtiyaçlar üzerinden okuyor. Aydemir, iktidarın her başlıkta değişen ama izlek olarak tutarlı bir sanat politikası yürüttüğünü söylüyor.

  2017 referandumu ile başkanlık rejimine geçiş, ardından da Erdoğan’ın 2018 seçimlerini kazanmasıyla yeni bir aşama söz konusu. Bu yeni bölümde havuç/ sopa politikası izleniyor. İktidarın kırmızı çizgilerine, güvenlik alanı olarak tanımladığı bölgelere ve iktidar bileşenlerine yönelik tutum davranışta bulunmayanların ödüllendirileceğine dair vaat ile, ‘ötekilerin’ cezalandırılacağına dair politikalar bir arada yürüyor. Özellikle de popüler kültür alanı böyle dizayn edilmeye çalışılıyor.

  AKP’nin iktidar dönemi boyunca kültür-sanat alanına dair sabit bir amacının olduğunu söylemek zor. Güncel, siyasal ihtiyaçlara göre değişen şekillenen bir politika üretiliyor çoğu zaman. Bugün geldiğimiz noktada yeni rejimin ihtiyaçlarına karşılık verecek bir üretimi (örneğin milli ve dini duyguları yüceltecek eserler) teşvik edip, diğerlerini ‘güvenlik sorunu’ haline getirmek diye kabaca özetleyebiliriz. Yeni rejim, kültür ve sanatın üretim ve ‘tüketim’ zeminini kontrol etmeyi, değiştirmeyi ve buradan uzun vadede bir sonuç almayı umuyor diye düşünüyorum.
  Bugün sansürden çok otosansür problemi olduğunu düşünüyorum. Üstelik bu yaratıcıların bilinçli olarak yaptığı bir şey olmaktan da çıkmaya başladı. Bildiğimiz anlamda otosansür, yaratıcının ‘netameli’ mevzuları bilip ona göre yorumda bulması anlamına geliyordu. Söylemenin kendisini değil, söyleme biçimini şekillendiren bir durumdu bu. Biraz etrafından dolanmak, ima etmek, doğrudan söylemek yerine dolaylı ifade etmek. Yani amaç bir biçimde söylemenin ya da göstermenin, hissettirmenin yolunu bulmaktı. Mesela Yeşilçam’ın büyük yönetmenleri ağır sansür koşulları altında yoksulluğu, sınıfsal uçurumları, erotik gerilimleri hissettirmenin görsel yollarını buluyorlardı. Ama bugün, kırmızı çizgiler anlatıdan tamamen çıkarılabiliyor ya da en ilkel haliyle temsil ediliyor. Sansürle mücadele edilip mahkûm edilebilir, otosansürle mücadele etmek neredeyse imkânsız!  
Tuğçe Çelik   Birgün

Şubat 24, 2026

Gazete Oksijen

 
Güncel fotoğrafa panoramik bir bakış
  
Türkiye’deki güncel fotoğraf ve mercek tabanlı sanata dair tematik bir anlatı sunan Panorama: Hayaller ve Yerler sergisi, İstanbul Modern’de açıldı. Sergi, İstanbul Modern’in yeni binasındaki ilk fotoğraf grup sergisi

 

Şubat 22, 2026

Teknik

 

 İki film ve Hitler’in arkasındaki dev şirket: IBM  Hitler için IBM’in ölüm hesaplayan makineleri

 

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...