HAYATIMIZ REKLAM
İbrahim Akyürek
Temmuz 27, 2026
Temmuz 23, 2026
Bedava bilet verseler...
Bedava bilet verseler arabanızdan vazgeçer misiniz?
Teklif basit. Arabanızı aileniz dışında birine satar ya da hurdaya çıkarırsanız, size tüm Almanya’da geçerli “Almanya bileti”ni (Deutschlandticket) bedava veriyorlar. Almanya bileti ülkedeki tüm toplu taşıma araçlarına sınırsız biniş hakkı sağlıyor. Şehiriçi otobüsler, metro ve tramvayın yanı sıra şehirlerarası trenler de hizmetinizde. Almanya biletinin yıllık maliyeti 756 avro. Yapmanız gereken tek şey otomobilinizden vazgeçtiğinizi ispatlamak ve bir yıl boyunca yeni bir otomobil almamak.
Özetlersek, otomobil çoğu zaman bir zorunluluk değil bir bağımlılık. Statü simgesi ve tüketim kültürünün bir parçası olmaya devam ediyor. Ulaşım araçları arasında çevreye ve iklime en çok zarar verenlerden biri olduğu unutuluyor. Toplu taşıma ve bisiklet ise otomobilin panzehri.
19 Mart Darbesi diye tanımlanan, Ekrem İmamoğlu’nun gözaltına alınmasıyla başlayan süreçten sonraki boykot çağrılarını hatırlayın. Boykotun birçok alanda işe yaradığını biliyoruz ancak CHP’nin boykot listesinde yer alan otomobillerin satış rakamları boykottan etkilenmişe benzemiyor. Örneğin boykot listesinde yer alan Doğuş Grubu’na ait üç aracın satışları 2025’te bir önceki yıla göre arttı. Bu otomobillerin hepsini iktidara ve demokrasi karşıtı müdahalelere destek verenler almadığına göre, boykot çağrısı iş otomobile gelince etkisiz kalmışa benziyor. Otomobil tutkusu kapitalizmin insanları metalara nasıl tutsak ettiğini gösteren önemli bir örnek. Boykot ise içinde bulunduğumuz dünyada otokratik rejimlere karşı mücadelede kullanılan, etkili bir yöntem. O yüzden de kendimizi kapitalizmin en etkin uyuşturucularından kurtulma konusunda hazırlamamız gerek. “Cumhuriyet mi yoksa sevdiğim otomobil mi” sorusunu henüz sormadıysak bile, bir gün kendimize sormak zorunda kalabiliriz.
Özgür Gürbüz Birgün
Temmuz 22, 2026
MAFYA'nın şirketleşmiş hali:
VARLIK YÖNETİM ŞİRKETİ ENDİŞELENMENİZ İÇİN NELER SÖYLER?
Varlık Yönetim Şirketleri Derneği”nin sayfasında, varlık yönetim şirketlerinin sloganı olarak ne yazdığınız biliyor musunuz; “mutlu müşteri”. Evet, onlar, biz borçluların sorununu çözdüklerine inandıkları için günün sonunda bizim “mutlu müşteri” olduğumuza inanıyorlar. Ama bizi arayarak endişelendirmek için türlü sözler söylüyorlar.
Eğer sonuç odaklı düşünürsek, kendilerince haklı olabilirler ama o gemi o limana varana kadar nelerin olup bittiğini bir tek borçlular bilir. Önce sizi arıyorlar, sonuç alamadıklarında, sırasıyla birinci dereceden yakınımız olan, annenizi, babanızı, kardeşlerinizi, varsa eşinizi, eşinizin anne ve babasını, sizinle aynı soyadını taşıyan ve akraba olduğunuzu düşündükleri herkesi, üst komşunuzu, köyün muhtarını bile arama fırsatı olursa arayıp bizim borcumuzu söylüyorlar. Burdaki amaç elbette ev haczine gelmiş gibi etki yaratmak. Sizi böyle mahcup durumda bırakıp borcunuzu herkesin öğrenmesini sağladıklarında anında ödeme yapacağınızı düşünüyorlar. Oysa, imkan olsa çoğunuzun ödeme yapıp zaten bu duruma gelmeyeceğinizi görmezden geliyorlar.
Temmuz 20, 2026
The Gulen: Belgesel Kitap/DVD
Bir ‘kurucu olay’ üzerine notlar
2002- 2015 dönemi, siyasal İslamın, “bir restorasyon” projesi bağlamında şekillenmiş “pasif devrim” süreci içinde devlet aygıtında kurumsal mevziler kazandığı; sivil toplum, medya, eğitim ve bürokraside yavaş ama derinden bir rıza imalatı yürüttüğü klasik bir “mevzi savaşı” evresiydi. “15 Temmuz” bu süreci bir “cephe savaşı” aşamasına sıçrattı; devlet içi tarafların çatışmasının galibi, elde ettiği merkezileşmiş yürütme gücüyle, “mevzi savaşı” taktiğine dönerek günümüze uzanan yeni bir rejim inşa-kuruluş süreci başlattı.Muhalif duruşlar hızla suç kapsamında, sembolik ve fiziksel araçlarla baskı altına alındı. Diyanet rejimin en asli ideolojik-teolojik meşruiyet aygıtına dönüştü. “Olayın” ertesinde devlet bürokrasisinde başlayan geniş kapsamlı tasfiyelerin sonunda karar alma mekanizması rasyonel bürokratik süzgeçlerden, liyakatten tamamen arındırılıp karizmatik lider kültü ile onun etrafındaki dar iktidar kliğinin iradesine bağlandıKÜLTÜR SAVAŞLARI
“Olayın” kurduğu rejimin, mülkiyet ilişkilerine, şirket yapılarına, piyasa mekanizmalarına liderlik düzeyinde doğrudan müdahale edebilen, muhalif ya da güvencesiz sermayeyi tasfiye edip yandaş kliklere, holdinglere sistematik kaynak aktaran yapısı, Günter Reiman’ın “vampir ekonomi” (1939) modelini anımsatıyor. Bu model içinde silah sanayisi, rejim açısından, hem sermaye birikimi hem milliyetçi-güvenlikçi meşruiyet üretimi açısından en stratejik önceliğe sahipti.
Ergin Yıldızoğlu Cumhuriyet
Temmuz 19, 2026
Temmuz 17, 2026
yalnızca “insansılar” değil.
Hoolywood da isyandaydı
Yapay zekaya karşı “isyan” sadece fabrikaları ve üretim tesislerini kapsamıyor, Hollywood da ayağa kalmıştı. Geçen yıllarda Ekran Oyuncuları Birliği ve Amerikan Televizyon ve Radyo Sanatçıları Federasyonu (SAG-AFTRA) sektörün sorunlarının yanı sıra yapay zekâya karşı mücadeleyi sokaklara taşımıştı. Neredeyse 5 aylık grev sürecinde sendika bünyesindeki senaryo yazarları kalemlerini bırakmış ve oyuncular da film setlerinden çıkmıştı. Bu eylemler sonrası sinema-televizyon sektöründe yapay zekâya dair koruyucu kararlar konusunda uzlaşmaya varılmıştı.
Endüstriyel robotlar tehlikesi
Yapay zekâ teknolojilerinin ilerleyişiyle ortaya çıkan insansı robotlar ise emekçilerin yerini almaya aday. Fakat iş yerlerinde değişime neden olan yalnızca “insansılar” değil. Uluslararası Robotik Federasyonu’na göre, son on yılda endüstriyel robotların üretimdeki yeri iki katına çıktı. Bunun yanı sıra, çalışanların iş dağılımı, denetlenmesi ve değerlendirilmesi gibi algoritmik yönetim sistemleri de çalışma alanlarına entegre ediliyor. Türlü şekillerle işçilere uzanan bu yapay zekâ modellerinin eğitimi ise yine emekçilere düşüyor.
Yerlerini alacak robotları eğitiyor
Hindistan’daki tekstil işçileri için artık günlük görevlerden biri dikiş ve paketlemenin yanı sıra kafa kamerası takmak. İmalathanede müdürler tarafından sebebi söylenmese de, işçiler mesai boyunca yaptıkları işi artık kayıt altına almak zorundalar.
“İlk başta komik olduğunu düşündük” diyen tekstil işçileri, The Guardian’a verdikleri röportajda zamanla izlenme dürtüsüyle atmosferin değiştiğinden bahsettiler. Rutin olarak yaptıkları işte verimliliklerinden dolayı şüpheye düştüklerini, hata yapmamak için daha dikkatli davrandıklarını ifade ettiler. Gözetim alanında işlerine devam etmeye çalışan emekçilerin bilmediği şey ise elde edilen bu videoların ne için kullanılacağı.
“Egosentrik veri” adı altında kaydedilen bu görüntüler, emekçilerin el hareketlerini ve üretim sürecini gösteriyor. Objectways veya Labellerr gibi teknoloji firmaları tarafından toplanan bu veriler ise ileride işçilerin yerini alabilecek insansı robotlar geliştirmek için robotik şirketlerine satılacak. Tekstil emekçileri ise sadece başlangıç. Depolar, dükkanlar ve fabrikalarda çalışan işçilere ait milyonlarca veri de kapsamlı modeller için gerekli olacak.
Sömürüye her daim devam
Hindistan bu pazarda üstünlük elde eden bir ülke. Emek odaklı endüstrilerin yoğunluğu teknoloji şirketleri için geniş bir palet açarken veri kaydının saatlik ücreti ise diğer ülkelerin yarısından daha az. Burada toplanıp temize çekilen verilerin yüzde 60’ı ABD’li firmalara gönderiliyor.
Ancak bu veriyi üreten emekçiler ne kullanım amacı hakkında bilgiye sahip, ne de karşı çıkma hakkına. İstihdamın güvensiz olduğu çalışma ortamlarında ise emekçiler işlerini kaybetme korkusuyla rıza vermek zorunda kalıyor. İstismara kapı açan bu durumda imalathaneler toplayıcı firmalardan saat başı para alırken işçiler kendi ürettikleri veriden ücret bile talep edemeyecek noktada. Teknoloji şirketleri yapay zekâ rekabetini daha yukarı noktalara taşırken arkada bırakılan işçi sınıfının emeği bu sektöre yakıt olmaya her daim devam ediyor.
Temmuz 16, 2026
Temmuz 13, 2026
YZ
Yapay zeka şirketleri sahafları boşaltıyor: Milyonlarca kitabı alıp, tarayıp, imha ettilerZoom Books, gelen tepkiler üzerine "normal bir ticaret yapıyoruz" diyerek iddiaları reddetti. Ancak depolardan sızan görüntüler, bunun bir ticaret değil, bir tasfiye süreci olduğunu kanıtlar nitelikteydi. Kitaplar, kıymet verilerek değil, büyük kasalara kaba bir şekilde atılıyor, yerlerde sürükleniyordu. Çekya-Almanya sınırında kurulan bir ara depo, sadece Almanya'dan 700 bin, dünya genelinden ise yaklaşık 3 milyon kitabın buraya girdiğini işaret ediyordu.
Peki, neden?
Cevap, internetin artık yetersiz kalmaya başlamasında yatıyordu. Yapay zeka şirketleri, modellerini eğitmek için internetteki verileri tüketmişti. Şimdi ise çok daha zengin, çok daha derinlikli metinlere örneğin eski yemek kitaplarının tariflerine, yerel tarih bilgilerine, hukuk ve ekonomi kitaplarının dil yapısına ihtiyaçları vardı.
Ancak hukuk, şirketlerin önüne gelen her içeriği izinsiz bir şekilde kopyalamasına engel oluyordu. Şirketler de bu noktada yeni bir yöntem geliştirdi. "Madem metinleri internetten kopyalamak hukuken sorun yaratıyor, o zaman kitabı fiziksel olarak satın alırız" dediler. Kimsenin telif hakkı iddia edemeyeceği kadar eski kitapları aldılar, taradılar ve ardından kalan son kopyayı da imha ettiler. Böylece geride "yasa dışı bir kopya" kalmamış oldu.
Tek seferde 3 bin kitap sipariş ettiler
78 insan, yarısı çocuk
Adalet arayışı Ankara yolunda
Akişli, yangına ilişkin görüntülerin yayımlandığı videolarda ETS Tur reklamlarının yer almasına da tepki gösterdi. “Şu an Kartalkaya yangınıyla alakalı videolara baktığınızda, o videoların başında utanmadan, vicdansızca ETS Tur’un reklamları dönüyor” diyen Akişli, “Bu süreç bizim canımızı acıtıyor, vicdanı olan bundan rahatsızlık duyar. Unutturmaya çalışıyorlar ama unutmayacağız da unutturmayacağız da. Bunun için bu yola çıktık. Ne ETS Tur’u ne de o bürokratları rahat bırakmayacağız. Yolumuzun sonu adalet olsun” ifadelerini kullandı.
18 Temmuz’da Ankara’da tamamlanacak yürüyüşe çağrı yapan Akişli, “18 Temmuz’da Ankara’dayız. Vicdanı olan herkesi Ankara’ya davet ediyoruz. Adalet yürüyüşü sadece 78 canımız için değil. Bugün neredeyse 10 kişiden 5’i adalet diyor. İlgili makamların artık şapkasını önüne koyup adalet arayışındaki insanlara kulak vermesi gerekiyor. Yolumuzdan dönmeyeceğiz” diye konuştu.
Temmuz 12, 2026
Temmuz 10, 2026
Temmuz 09, 2026
NATO ve Bedri Rahmi
NATO MERKEZİNDEKİ BEDRİ RAHMİ MOZAİĞİGeçtiğimiz günlerde Millî İstihbarat Teşkilâtı Başkanı İbrahim Kalın, Millî İstihbarat Akademisi’nin düzenlediği bir panelde NATO İstihbarat ve Güvenlikten Sorumlu Genel Sekreter Yardımcısı Scott W. Bray’e, Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun 1960’ta NATO’ya hediye edilen mozaiğinin, sanatçının kendi yağlıboya versiyonundan üretilmiş özel bir baskısını takdim etti.
Çoğumuzun haberi bile olmadı. Bazılarımız ise “ne güzel, Bedri Rahmi hatırlanmış” dedik. Kendi adıma hatırlananın kim olduğundan emin değilim. Bedri Rahmi mi, yoksa Bedri Rahmi’nin ürettiği kabul edilebilir Türkiye imgesi miydi? Bunun cevabını aramak gerekiyor. Ancak baştan uyarmalıyım: Bu bir “siyaset dostunuz değildir” yazısı. Keza halk motiflerinden gurur duyarken, aynı halktan utanmanın neden ve nasıl mümkün olduğunun da bir hatırlatmasını yapmaya çalışacağım.[1]
Bu nedenle şu soruyu sormadan ilerleyemeyiz: Türkiye bu mozaikle NATO’ya mı kendini anlatmıştır, yoksa NATO’nun görmek isteyebileceği Türkiye imgesine mi çevrilmiştir?
Sorunun cevabı, İbrahim Kalın’ın hediyeyi takdim ettiği anlarda Ankara’nın üzerine çöken adı konmamış OHAL atmosferinde saklı. Motifleriyle, renkleriyle, tarihsel sürekliliğiyle övülen halkın, NATO liderlerinin göz zevkini bozmaması için kamufle edilmesi, tutuklanması ya da susturulması ağır bir ironi. Bir zamanlar halkın halısını, kilimini, nakışını NATO duvarına gururla taşıyan devlet aklı, bugün aynı halkın canlı varlığından rahatsızlık duyuyor. Motifini sevse de sesinden ürküyor. Desenini armağan etmesine karşın bedenini gözden uzak tutmak istiyor. Halkı kültür nesnesine dönüştürdüğünde alkışlıyor, siyasal özne olarak karşısında gördüğünde güvenlik sorunu sayıyor.
Dr. Çağatay Olgun Sanatatak
Temmuz 07, 2026
Ekoloji ve Fotoğraf Buluşması
Küçük Menderes’te maden kuşatmasına karşı ortak cephe: ‘Yerin üstündeki altın bize yetiyor’
Tarihi Birgi’de düzenlenen Ekoloji ve Fotoğraf Buluşması, Küçük Menderes Havzası’nı kuşatan maden projelerine karşı güçlü bir direniş çağrısına sahne oldu. Holdinglerin milyar dolarlık maden iddialarına “Yerin üstündeki altınımız bize yetiyor” diyen muhtarlar, kararlılık mesajı verdi: “Bıçak kemiğe dayandı, lafın bittiği yerdeyiz. Her bir ağacımıza kurban oluruz, dağlarımızı terk etmeyeceğiz.”
Temmuz 05, 2026
4 Haziran 2026 - NATO KAFA
Operasyonun dış ayağı
Bu kaçıncı! Özgür Özel ve Ekrem İmamoğlu, onca analize rağmen, hâlâ operasyonun dış ayağını anlamayarak (!) Atlantik dünyasından medet ummaya devam ediyor.
Son olarak Özgür Özel Newsweek’e yazdığı makalede “Yürüttüğümüz demokratik mücadele, yalnızca Türkiye’nin demokratik geleceğini değil, aynı zamanda bölgemizin, Avrupa'nın ve NATO'nun güvenliğini de şekillendirecektir” dedi.
ABD İMAMOĞLU’NU KURTARABİLİR Mİ?
13 Aralık 2025’te, İmamoğlu’nun CFR’nin dergisi Foreign Affairs’te yazdığı makale üzerine, bu köşede “ABD İmamoğlu’nu kurtarabilir mi?” başlığıyla bu konuya değinmiştim.
Ağır bir başlık seçmiştim, çünkü...
Öncesinde Özel ve İmamoğlu defalarca Batı’ya “AKP’nin bize yaptığı hukuksuzluğa karşı çıkın” mesajı vermişti, sayısız kere “Bizi yalnız bırakmayın” çağrısı yapmıştı. Karşılığında “Biz AKP’den daha Batıcıyız, daha Atlantikçiyiz, daha NATO’cuyuz” teminatı vermişlerdi.
Ama anlaşılmadığı görülüyor ki hâlâ aynı çizgiyi sürdürüyorlar.
Mehmet Ali Gürel 4 Haziran 2026 Cumhuriyet
Temmuz 04, 2026
NATO
Bir kişinin “duyarsız, soğuk ya da anlayışsız, laf anlamaz, söz dinlemez, taş kafalı” olduğunu anlatmak için kullanılan “nato kafa nato mermer” deyimindeki nato sözcüğünün kökeni Kuzey Atlantik Anlaşması Örgütü (NATO) ile ilgili değil.
NATO KAFA
24 Ocak 2024; Komplo değil maziden bir haber:
TBMM, İsveç'in NATO üyeliğini AKP-MHP-CHP oylarıyla onayladı
İsveç'in NATO üyeliği TBMM Genel Kurulu'ndaki tartışmalardan sonra açık oyla kabul edildi. MHP, AKP ve CHP milletvekillerinin 287'sinin "kabul" oyu kullandığı oylamada 55 milletvekili "ret" 4 milletvekili "çekimser" oy kullandı.
nato kafa
İmamoğlu'ndan zirve öncesi NATO'ya mesaj: 'Demokratik bir Türkiye çok daha güçlü ve güvenilir bir ortak olacak'
Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisi hesabından paylaşılan açıklamada İmamoğlu, NATO'ya mesaj göndererek, zirvenin Türkiye’nin dünyadaki yerini ve yönünü gösterecek önemli bir dönüm noktası olacağını savundu.
Türkiye’nin jeopolitik konumu ve ordusuyla Avrupa ve bölge güvenliği açısından kritik bir kapasiteye sahip olduğunu söyleyen İmamoğlu, bu gücün asıl kaynağının ise “millet iradesi, hukukun üstünlüğü ve Cumhuriyet kurumları” olduğunu söyledi.
İmamoğlu, demokratik hukuk devleti kimliğini güçlendiren ve kurumsal karar alma mekanizmalarıyla öngörülebilir hale gelen bir Türkiye’nin bölgede ve dünyada “çok daha güçlü ve güvenilir bir ortak” olacağını öne sürdü.
Temmuz 02, 2026
2019
Hukukçu, sanat hukuku avukatı, yazar Pınar Sönmez, “Bilmek hakim olmaktır,” diyerek sanat aşkını, sanatın biricikliğini umutla, hakikatin gücüyle, hukuki bilgiyi bilfiil sanatın lehine ele alıyor.
Temmuz 01, 2026
SANSÜR
Küresel baskı rejimi altında kültür-sanat
2025 yılı savaşların, kalabalık protestoların ve kültürel tartışmaların yoğunlaştığı bir dönemdi. Gazze’de devam eden savaştaki talanda birçok kültürel miras alanı, müze, kütüphane ve sanat kurumu da zarar gördü. Haziran ayında yaşanan İsrail-İran çatışması bölgedeki siyasi gerilimi artırırken Sudan, Ukrayna ve Myanmar gibi çatışma bölgelerinde insanlar ağır baskılar altında hayatta kalmayı sürdürdü.
Aynı dönemde Sırbistan’da yüz binlerce kişinin katıldığı öğrenci protestoları, Kenya’daki gençlik hareketleri ve farklı ülkelerdeki hükümet karşıtı gösteriler yılın toplumsal olayları arasındaydı. Kültür-sanat alanında Filistin ile dayanışmada bulunan çeşitli sergiler iptal edildi, meseleyi yok sayan festivallere yönelik boykot çağrıları yapıldı ve kurum içi krizler yaşandı. Afganistan’da ise Taliban’ın müzisyenlerin ve kadınların kültürel yaşamdaki varlığına yönelik yasakları devam ederken İran, Rusya, Türkiye ve başka birçok ülkede sansür, ifade özgürlüğü ve sanatçıların kamusal rolü üzerine tartışmalar mevcuttu.
Sanatsal ifade özgürlüğünü savunan ve her sene kültür-sanat alanına yönelik baskıları belgeleyerek raporlayan uluslararası insan hakları kuruluşu Freemuse'un tüm bu yaşananların gölgesinde 2025 yılı boyunca kültür-sanat alanına yönelik baskıları kayıt altına aldığı kapsamlı raporunu Fırat Yusuf Yılmaz Susma Platformu için değerlendirdi.
Haziran 27, 2026
Haziran 26, 2026
22 Temmuz 2004 Pamukova
Haziran 22, 2026
NATO
NATO ne film çeviriyor?
HOLLYWOOD OPERASYONLARI
NATO’nun, hele de ABD’nin film sektörüne doğrudan müdahil olması yeni değil. Özellikle Pentagon ve CIA’in bu konularda çok özel çalışmalar yürüttüğü, yapımcıdan yönetmene, senaristten oyuncuya her düzeyde Hollywood’a nüfuz ettiği biliniyor.
Bu konuda Türkçesi de olan iki önemli kitap var. İlki Jaques Seguela’nın Hollywood Daha Beyaz Yıkar kitabıdır (Alfa, 1991). Kitap özetle emperyalist ABD’nin kültürel hegemonya için Hollywood’u nasıl kullandığını ortaya koymaktadır. İkinci kitap ise David L. Robb’un Hollywood Operasyonları kitabıdır (Güncel Yayıncılık, 2005). Pentagon belgeleri ile yapımcı ve senaristlerle yapılmış görüşmelere dayanan kitap, ABD ordusunun Hollywood filmleri üzerinden dünyaya nasıl “sempatik” gösterilmeye çalışıldığını ortaya koymaktadır.
CIA-PENTAGON-NATO FAALİYETLERİ
CIA’in bu işleri yapmak için “Eğlence Sektörü İşbirliği” adlı birimi bile var. Bu birim sadece film sektörüne değil; gazete, dergi ve kitap alanına da “ABD emperyalizminin çıkarları” için müdahil oluyor. Sadece filmlerin ya da kitapların içeriklerini yönlendirmekle kalmıyor, doğrudan film yapılmasını ve kitap yazılmasını bile sağlıyor!
Pentagon’un bu alandaki faaliyetleri ise büyük bir endüstri oluşturmuş durumda. Öyle ki bu endüstri akademik literatürde “askeri-eğlence kompleksi” olarak isimlendirilmektedir.
NATO’nun da bu kültürel alanlara müdahil olması için birimi var: Kamu Diplomasisi Komitesi. Komite bünyesinde kamuoyu oluşturma, medya ilişkileri ve stratejik iletişim alt birimleri var.
Mehmet Ali Güler Cumhuriyet










.jpg)










.webp)













.png)