"Çalışan ben, tüketen beni kıskanır." John Berger

Kasım 28, 2025

skop:

Filtredünya: Algoritmalar Kültürü Nasıl Tekdüzeleştirdi

Instagram, Yelp, Foursquare gibi algoritmik dijital platformlar aracılığıyla dünyanın dört bir yanındaki çok sayıda insan yaşamlarında benzer ürün ve deneyimlerden hoşlanmayı öğreniyor ve bunların peşine düşüyor. Nerede yaşıyor olurlarsa olsunlar, sosyal medya akışlarında benzer türde dijital içerikleri görüyorlar, dolayısıyla tercihleri de ona göre şekilleniyor. Gelgelelim bu etkiler beynelmilel olsa da, bunlara temel oluşturan ağ platformları Batı menşeli – çoğunun merkezi Silikon Vadisi’nde ve akıl almaz derecede zengin bir avuç beyaz erkek tarafından yönetiliyorlar. 

Fakat bizden topladıkları bütün verilere rağmen, algoritmik içerik akışları bir taraftan da bizi sürekli yanlış anlıyor: Bizi yanlış insanlara bağlıyor veya bize uymayan içerikler öneriyor, istemediğimiz türde alışkanlıkları teşvik ediyor. Algoritma ağı bizim adımıza bir sürü karar alıyor, ama ona cevap verme ya da işleyişini değiştirme imkânımız yok. Bu dengesizlik edilgenliğe yol açıyor: İçerik akışı ne öneriyorsa onu tüketiyoruz, gördüğümüz şeylere derinlemesine kafa yormuyoruz. 

İnternette kendimizi sunma biçimimizi de bu platformların özendirici araçlarına göre ayarlamayı öğreniyoruz. Twitter veya Facebook’ta gönderi yazarken, Instagram’da paylaşmak üzere fotoğraf çekerken, bunları dikkat çekeceğini ve beğeni alıp tıklanacağını bildiğimiz şekilde yapıyoruz. Bu beğenilerin beyinlerimizde dopamin patlamasını tetiklediğini gösteren bilimsel çalışmalar var, yani bunların peşine düşmek ve içerik akışına uyum göstermek bağımlılık yaratıyor.

Filtredünya’nın deneyimlerimizi nasıl şekillendirdiğini anlamak için öncelikle nasıl ortaya çıktığını anlamamız gerek.

Kasım 21, 2025

Kamu

  
Kamu bankaları reklama doymadı
İktidara yakın basın yayın organlarını reklam yoluyla desteklediği öne sürülen üç kamu bankasının Ocak-Eylül 2025 dönemindeki reklam-ilan harcamaları toplamı 5 milyar TL’ye dayandı. Halk Bankası’nın 2025 yılının dokuz ayında gerçekleştirdiği reklam ve ilan harcaması kayıtlara, 1 milyar 985 milyon 529 bin TL olarak geçti.

Vakıflar Bankası'nın Ocak-Eylül 2025 dönemindeki reklam harcaması da belli oldu. Bankanın 2025 yılının üçüncü çeyreğindeki reklam ve ilan harcaması finansal tablolara, 1 milyar 414 milyon 235 TL olarak geçti. Benzer bir tablo, Ziraat Bankası’nın finansal raporlarında da yaşandı. Ziraat Bankası, 2025 yılının ocak-eylül döneminde reklam ve ilanlar için toplam 1 milyar 567 milyon 596 bin TL’lik kaynak kullandı.

               

Kasım 20, 2025

2025 Yeni


Birgün

 

İstifa kültürünün anatomisi: Suçlu kim?


 HESAP VEREBİLİRLİĞİN SESSİZ VAKARI

2023 yılında Yunanistan’da, Tempi yakınlarında iki tren çarpıştı; elli yedi kişi hayatını kaybetti. Olayın ardından Ulaştırma Bakanı Kostas Karamanlis, kaza yerini ziyaret ettikten sonra istifasını açıkladı ve açıklamasında şu sözleri kullandı: “Bu acının kelimelerle ifade edilmesi mümkün değil.”

Karamanlis doğrudan bir hatası olmamasına rağmen, sistemin çöküşü karşısında ahlaki ve siyasi sorumluluk üstlendi. Onun istifası, bir suçun itirafı değil, bir onur beyanıydı. Bu, bir arınma eylemiydi — kendi döneminde bir şeylerin yanlış gittiğini kabul etmek ve kamu güvenini mazeretlerle değil, alçakgönüllülükle yeniden inşa etme iradesiydi.

“Tempi’deki demiryolu faciasının yaşandığı yerden yeni döndüm. Bu acı tarif edilemez. 

 RAY KIRILDIĞINDA

Cezai sorumluluk mahkemelerin alanına aittir; politik ve ahlaki sorumluluk ise yönetişimin vicdanına. Bir ülkede devlet özür diler; diğerinde açıklama yapar. Birinde bakanın gidişi güven tazeler; diğerinde kalışı güveni kemirir. Trenler her yerde raydan çıkabilir, sistemler tökezleyebilir — ama asıl fark, bundan sonra ne olduğundadır. Raylar onarılır, onur korunur. Fakat yetkililer sorumluluk almayı reddettiğinde — ya da biri aldığında istifası reddedildiğinde — sessiz bir inkarın içinde, bir ulusun ahlaki altyapısı, raylardan çok daha derin bir biçimde çöker. 

Ümit Kartoğlu   Birgün 

                                  

Kasım 18, 2025

Emrediyorum

 

 

Emrediyorum barışın

MUHABBETLER GIRLA

Bir yandan da birbirlerine “aba altından sopa göstermeye, “şu olmazsa, bu yapılmazsa güçlerimi salarım üstünüze” demeye devam ediyorlar. Kendi güçlerine ne kadar güveniyorlarsa birbirlerine de o kadar güvenmiyorlar galiba. Bir yıldır öldürtmeye ara verdiler, sadece konuşuyorlar, sembolik jestler yapıyorlar, tatlı sözlerle birbirlerinin gururunu okşuyorlar. Birbirlerine hiç güvenmediklerinin en güçlü kanıtı birbirlerini güzellemelerindeki ölçüsüzlükleri. Kurucu önder, bilge, devlet terbiyesi, devlet adamı, zarafet, kibarlık, karşılıklı davetler, ulaklarla gönderilen selam ve muhabbetler gırla gidiyor.

           

NİYE KIRDIRDINIZ?

“İyi ama sen demiyor muydun, o senin düşmanın, git öldür diye; madem kardeştik bize niye birbirimizi öldürttün?” Madem konuşarak da çözülebilirdi, niye birbirimize kırdırdınız bizi?

Güney Afrika’da uygulanan “hakikat komisyonları”, “apartheid rejiminin” zalimliklerine maruz kalanlarda daha da derin yaralar açtı. Hakikat komisyonlarında teröre maruz kalanlar işkencecilerinin önünde “kendilerine yapılanları” anlatıyorlardı. Bu anlatıların işkencecileri pek etkilemediği, tersine anlatanı daha da örselediği görüldü.

Birbirine düşman edilenlerin barışabilmesinin yolu, saldırtılanların başlarına gelenleri anlatmalarıyla değil saldırtanların “suçlarını itiraf etmeleriyle ve bedelini ödemeleriyle” mümkün olabilir. Bu itiraf da “emir kuluydum, emredildi yaptım” falan demekle bitmez. Emir kulları değil, emredenler bu suçu neden ve nasıl işlediklerini, başka yollar mümkünken neden terörü seçtiklerini itiraf etmeliler ve bedelini ödemeliler.

Güzellemeye değil, affedilmeye ihtiyaçları var ve affetmemizi bize emretmemeliler, hak etmeliler. “Biz” zaten öldürmek istemiyorduk ki…     

 SELÇUK CANDANSAYAR     Birgün

                       

Film


 

Kasım 15, 2025

Bir söz var: “Vahim bir olayda herkes suçlu değildir elbette;


Bıçak sırtında!

Hatıralar unutmamak, unutturmamak içinse bir manası var. 20 askerin bir kargo uçağına doldurulduktan sonra “şehit” düşmesini “kahramanlık”la açıklarsanız, unutur gidersiniz. Bunu ihtimallerden ihmallere gidip gelen bir kararlılıkla unutmamak lazım.

“Ateş düştüğü yeri yakar” mevsimleri çoktan geçti, bitti. Atölyelerdeki kadınlar, madenlerdeki işçiler, sokaktaki çocuklar ve gençler, kumpir-midye yiyen minikler, evlerdeki eşler, kargolanan askerler hep aynı ateşin kenarında, içinde. Hayat tam “bıçak sırtı” değil mi! Ne zaman kimi parçalayacağı belirsiz.

Bir söz var: “Vahim bir olayda herkes suçlu değildir elbette; ama herkes sorumludur!” Siyasetten cinayete, kazadan ezaya, uçaktan sokağa kadar sanki öyle!  

 UMUR TALU   T24 

                                     

Kasım 14, 2025

Kasım 09, 2025

Çağrı

 

ZFD / Zonguldak

“Söyleşi & Kitap Tanıtımı: Fotoğrafın Sırtındaki Kambur: 12 Eylül"
Türkiye'nin kuruluşundan bu yana yaşadığı toplumsal ve siyasal dönüşümlerin sanata, kültüre yansımaları olurken bu süreçte fotoğrafın rolü neydi? 
Kitaba da değerli katkılarını koyan dönemin önemli tanığı İbrahim Akyürek ile birlikte Zonguldak Fotoğraf Derneği'ndeki söyleşimizde, 1980'in fotoğrafta bir kırılma tarihi olmasının nedenlerini ve sonuçlarını konuşurken memleketin yakın tarihine fotoğraf ve siyaset üzerinden bir yolculuk yapacağız.
 
Bu önemli buluşmada sizleri de aramızda görmekten mutluluk duyarız.

Kasım 08, 2025

44 kültür-sanat kurumu, ayrımcı...

“11. Yargı Paketi, sansür politikalarına da yasal zemin hazırlıyor”

Aralarında sinema dernekleri, tiyatro toplulukları, gazetecilik inisiyatifleri ve sendikaların bulunduğu 44 kültür-sanat kurumu, ayrımcı 11. Yargı Paketi’ne karşı ortak bir açıklama yayımladı.

Açıklamada, paketin “genel ahlâk” ve “biyolojik cinsiyet” gibi muğlak ifadelerle LGBTİ+’ı olduğu kadar ifade ve sanat özgürlüğünü de hedef aldığı vurgulandı.

                     

 

“kundaklama” ve “cinayet” gibi asılsız suçlamalarla bu davaları açtığını tespit etti.

48 bin emekçi aklandı

Bangladeş’te 2023’teki kitlesel asgari ücret protestoları nedeniyle 48 bin işçiye açılan davalar düştü.


MARKALAR DAVA AÇTIRDI

On binlerce tekstil işçisi başta başkent Dakka olmak üzere meydanlara inmişti. Fabrika önleri ve sokaklarda günlerce protesto düzenleyen işçilere polis sert müdahale etmişti.

Polisle işçiler arasında çatışmalar olurken dört işçi can vermiş, onlarca kişi yaralanmış ve yüzlerce işçi gözaltına alınmıştı. Fabrika sahipleri, emekçiler hakkında vandalizm, saldırı hatta cinayet suçlamalarını içeren davalar açtı.

Bunların bazılarında binlerce işçi, tek bir dava dosyasıyla hedef gösterildi. Sendika ve hak savunucuları bu tür davaları “örgütlenmeyi engelleme” amaçlı gasp aracı olarak nitelendirdi.

Ancak tekstil işçilerinin hakları için mücadele eden Temiz Giysi Hareketi (Clean Clothes Campaign), İşçi Hakları Konsorsiyumu ve Dayanışma Merkezi gibi küresel ağlar, 40’tan fazla uluslararası markayla bağlantılı tedarikçilerden bazılarının “kundaklama” ve “cinayet” gibi asılsız suçlamalarla bu davaları açtığını tespit etti.

Kasım 05, 2025

Kasım 04, 2025

Savaşa girmeden savaşan bir ülke kadar ölü ve

 

Trafik kurbanı öyle çok ünlü var ki...

 
Türkiye İstatistik Kurumu’nun raporuna göre 2024’de 266 bin 854 trafik kazasında 6 bin 351 kişi öldü, 385 bin 117 kişi yaralandı.2025 yılı istatistiklerinde de benzer bir tablonun ortaya çıkması kuvvetle
muhtemel.

Savaşa girmeden savaşan bir ülke kadar ölü ve yaralı vermek bize özgü bir şey olmalı.
 
***
 
Trafik kazaları sade vatandaşların yanı sıra ünlü isimleri de alıp götürüyor aramızdan.

Son olarak Yeşilçam sinemasının bir dönemki yıldızlarından Engin Çağlar, İstanbul’da motosiklet çarpması sonucu yaşamını yitirdi.

Daha önce de siyasetçiden bürokrata, tiyatro ve sinema sanatçısından şarkıcıya, gazeteciden futbolcuya birçok isim trafik kazalarına kurban gitmişti.

Onlardan hiç olmazsa birkaçını hatırlayıp analım:

 Nuri Kayış   Yeniçağ 

Kasım 03, 2025

DİKKAT: Kültür ve Turizm Bakanlığı

Grand Kartal'da yakınlarını kaybeden avukat, bakanlık çalışanlarının tutuklanması için dilekçe verdi

 

Bolu’da 78 kişinin öldüğü, 133 kişinin yaralandığı Grand Kartal Otel yangınında sekiz yakını kaybeden Avukat Yüksel Gültekin, Kültür ve Turizm Bakanlığı’ndan hakkında soruşturma izni verilen dokuz kişinin gözaltına alınıp tutuklanması talebiyle dilekçe verdi.

   Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın kusur raporuna rağmen ilk etapta personel hakkında soruşturma izni vermediğine dikkat çeken Gültekin, şöyle konuştu:

“Daha sonra üç personelle ilgili soruşturma izni verildi. Ancak Danıştay 1’nci Dairesi kararıyla, Kültür ve Turizm Bakanlığı dokuz çalışanı hakkında soruşturma izni çıktı. Yani Danıştay, ‘Bu kişiler kusurludur, soruşturma izni veriyorum’ dedi.

Bu kişileri mahkeme önüne getirecek savcılık makamıdır. Bizim talebimiz nettir. Şu anda Kültür ve Turizm Bakanlığında üst düzey görevde bulunan bir bakan yardımcısı hariç tüm personel hakkında soruşturma izni verilmiştir.

Bu nedenle tüm personelin ivedilikle savcılık tarafından ifadelerinin alınmasını, gözaltına alınarak tutuklanmalarını talep ediyoruz.”

 

Gültekin, soruşturma izni verilen kişiler hakkındaki mevcut adli kontrol tedbirlerinin yetersiz olduğunu belirterek şöyle devam etti:

“Bu kişilerin delil karartma ihtimalleri vardır. Ayrıca bu şüpheliler halen Kültür ve Turizm Bakanlığında görev yapmaktadır, bu nedenle görevlerinden el çektirilmeleri gerekir.

Birkaç gün içerisinde, muhtemelen tüm aile yakınlarıyla Kültür ve Turizm Bakanlığının kapısına dayanıp önünde bekleyeceğiz. Kamuoyu ciddi bir eylem başlattığımızı görecek.”

                                      

HAFIZA MERKEZİ

 

ULUSAL DİJİTAL HAFIZA MERKEZİ

Tele1’e yargısız cezalandırmayla kayyum atanmasının ardından YouTube hesabındaki videoların aniden silinmesi, sonra da hesabın tümüyle kapatılması biz gazetecileri endişelendirdi.

Ancak daha sonra YouTube hesabını TMSF’nin atadığı kayyumun değil, kayyumun müdahalesine karşı koruma amacıyla Tele 1 ekibinin geçici olarak kapattığı anlaşıldı. Farklı şirkette olduğu için kayyumun etki alanı dışında kalan YouTube hesabı daha sonra açıldı.

Fakat bu olup bitenler, onca emekle, çabayla üretilen haberler, yazılar, fotoğraflar, videoların bir anda yok olabileceğini anımsattı. Çünkü daha önce de gördük; kapanan, kapatılan, patron değiştiren ya da kayyum atanan medya kuruluşlarının dijital arşivleri silinip, ortak hafızamız yok edilebiliyor. CNN Türk, Flash Haber, TV8 ve Radikal’de böyle oldu.

Dijital arşivleri, hiç kimsenin insafına bırakmamak için yeni yöntemler geliştirmemiz zorunlu. 12 meslek örgütünün oluşturduğu “Medya Dayanışma Grubu”nun geçen yıl Ankara’da düzenlediği çalıştay sonrasında yayımlanan “Gazetecilik Hak ve Özgürlükler Deklarasyonu”nda dijital ortamdaki tüm gazetecilik ürünlerinin gelecek kuşaklara aktarılmasını sağlamak üzere ‘Ulusal Dijital Hafıza Merkezi” kurulması öneriliyordu. Ayrıca yasaklanan ya da erişimi engellenen gazetecilik ürünlerinin de özel bir bölümde saklanması ve sadece araş­tırmacılar, hukukçular ve gazetecilerin yararlanmasına açık olması isteniyordu.

Hakikaten de basılı gazete ve dergilerin Milli Kütüphane’de saklanması gibi dijital verileri koruyacak bir merkez kurulması gerekli. Siyasi koşullar, teknoloji ve sahiplikteki değişimlere karşı ulusal dijital hafızayı ancak böyle koruyabiliriz. 

Faruk Bildirici   Birgün  

                                       

Kasım 02, 2025

Trafik

       

16 Kasım 2025  Pazar:

Bundan 31 yıl önce, Kasım ayının üçüncü Pazarı, Karayolu Trafik Mağdurlarını Anma Günü olarak gündeme alındı. İlk on yıl boyunca Avrupa Karayolu Trafik Mağdurları Federasyonu (FEVR) ve ona bağlı uluslararası  kuruluşlar tarafından değerlendirilen bu özel gün, merkezi İngiltere’de olan RoadPeace tarafından 1993 yılından başlayarak yaygınlaştırıldı. Sivil toplum kuruluşlarının katılımıyla dünyanın farklı noktalarında Karayolu Trafik Mağdurlarını Anma Günü toplantıları yapıldıDünya Sağlık Örgütü (DSÖ) ve Birleşmiş Milletler (BM) üyelerinin desteği ile 26 Ekim 2005 tarihinde Birleşmiş Milletler Genel Kurulunda “Dünya Karayolu Trafik Mağdurlarını Anma Günü” genel kabul gördü.

 SergiOdası

Karayolu Trafikte Can Güvenliği Kitaplığı 
2012-2025 : Zonguldak 
www.67kentimiz1.blogspot.com / Hayatımız Trafik

Antalya

 

Kültür Yolu Festivali’nde Atatürk sergisi iptal edildi
Antalya’daki Kültür Yolu Festivali kapsamında açılması planlanan "Şapkalarla Atatürk” sergisi, sosyal medyadaki tepkilerin ardından iptal edildi.
Bir dönem AKP MKYK’de görev alan avukat Mücahit Birinci, sosyal medya üzerinden “Şapka inkılabı bahanesiyle yapılan mezalimi benim Rizeli rahmetli dedeme soracaktınız. Korkunç şeyler oldu bu ülkede. Siz hangi iklimin Kültür Bakanlığısınız?” paylaşımı yaptı. Altına da sergi afişi ekledi. 1 Kasım tarihinde başlayan festivalin yayımlanan programında serginin yer almadığı görüldü. 
DERNEK ÜYELERİNDEN TEPKİ

Akdeniz Reklamcılar Derneği Başkanı Emre Noyan, da “Bu sergiyi siz mi kaldırdınız?” sorusuna önce yanıt vermedi ardından iddiaları kabul etti. “Bu serginin kaldırılmasında bakanlığın bir etkisi var mı” sorusuna “Karşılıklı konuşarak karar verdik” diye yanıtladı. Emre Noyan Gün Haber sitesine ise şu açıklamayı yaptı; “Sosyal medyadan sergi ile ilgili tepkiler gelince yönetim kurulundan bazı arkadaşlar polemiğe yol açmayalım sergiyi kaldıralım dediler. Ben de başka bir zaman açarız diye kabul ettim.” “Arkadaşlarınıza direnmediniz mi” sorusuna, “Biz küçük bir derneğiz, etimiz ne budumuz ne?.. Niye bakanlıkla kötü olalım” cevabını verdi. Akdeniz Reklamcılar Derneği’nin sergiyi kaldırmasına üyelerinden de tepki geldi.

 

İnternet

Ekim 30, 2025

Thatcher'ın "toplum diye bir şey yoktur" / İngiltere

Paul Graham
Graham'ın sunduğu tablo, 1980'lerdeki züppeliklerden ve finans sektörünün düzenlemelerinin kaldırılmasıyla ortaya çıkan açgözlü kültürün aşırılığından çok uzak bir dünya (on yılın ilerleyen dönemlerinde içinde yaşadığım dönemde bile büyük ölçüde yabancı kalan bir kültür; sanat okuluna kaçtığımda o zamanki meslektaşlarımdan hiçbiri şaşırmamıştı). Sistemin işsizlere bu şekilde davranılmasına izin vermesi, bana göre Thatcher'ın "toplum diye bir şey yoktur" görüşünü yeterince örnekliyor; çünkü eğer olsaydı, toplum bunu umursar mıydı?
Paul Graham, Beyond Caring'den, 1984-5
  

Birleşik Krallık genelindeki işsizlik ofislerinin bekleme odaları

 

TAM SAHA PRES

 

Gazeteciler Tekno-Oligarklara karşı: Bir Dünya Kongresinden notlar

Antik Yunanca’da “azınlığın yönetimi” anlamına gelen oligark kavramı, artık sadece Kremlin’e yakın Rus zenginler değil; Bezos, Zuckerberg, Altman gibi dijital çağın yeni ABD’li lordları için kullanılıyor. Stiglitz de Trump’ın bu oligarkları Beyaz Saray’da tespih taneleri gibi karşısına dizdiği toplantıyı hatırlattı, dünyanın tüm verisinin Google, Microsoft, Amazon gibi şirketlerin bulut sistemlerinde olduğunu vurguladı, “Trump bir gün veriye erişimi kesme talimatı verirse ne olacak?” diye sordu.

Trump yönetimdeyken artık kimse “bu kadar da olabilir mi?” diyemiyor.

Peki bu oligarkların kurduğu sisteme ne isim vermeli?

Gazeteci ve dijital haklar uzmanı Dr. Courtney Radsch, bu düzene bir isim veriyor: Tekno-faşizm. Çünkü teknoloji şirketlerinin çoğunda mutlak karar verici bir yönetici var. Ne denetleniyorlar ne de devrilebiliyorlar. Radsch’e göre Elon Musk, Sam Altman ve benzeri figürler modern çağın “tek kişilik yönetim” örnekleri. Artık bu şirketlerde demokratik bir yönetişim ihtiyacı bile hissedilmiyor. Bu da teknolojinin geleceğini simgesel olarak da toplumsal iradenin dışına taşıyor.

  Artık en doğru içerik değil, en çok kazandıran içerik görünür olacak. Algoritmalar sizi yankı odalarına hapsedecek. Dezenformasyonun dozu, farkında olmadan artacak. 
Yapay zekâ araçları haberi üretenden değil, üründen “besleniyor.” Bir gazetecinin emeğini, başka kaynaklarla harmanlayıp kendi ürünü gibi sunuyor. Kaynak göstermiyor; kullanıcı da doğrudan siteye gitmiyor. Gelir, görünürlük, etki… Hepsi erime tehlikesiyle karşı karşıya.

Peki çözüm ne? İçeriğe erişimi kesmek mi? O da işe yaramıyor. Çünkü araçlar ne bulurlarsa onu kullanıyor. Kötü bilgiyle dolu forum ve tabloid haber içerikleri, özgün yanıtlar gibi paketlenip servis ediliyor. Gerektiğinde kaliteyi koruyabilmek için büyük ana akım yayıncılarla telif anlaşmaları yapılıyor. Ama bu kez küçük, bağımsız üreticiler sistemin dışına itiliyor. Bilginin çeşitliliği azalırken çoğulcu kamusal alan da tehdit altında kalıyor.
 

ÇÖZÜM: SİYASİ İRADE VE TAM SAHA PRES

 Can Ertuna    Birgün  
                            

susmanın daha güvenli olduğu fikrine alıştırılıyor.


Noktaları birleştirmek

Çocuklara resim çizmeyi öğreten kitaplarda noktalarla dolu sayfalar vardır. Noktaları birleştirmeye başlayınca karşınızda bir resim şekillenmeye başlar. 

 İlk nokta olarak 2010’u alabiliriz: “Yargı bağımsızlığı” denerek yapılan anayasa değişikliği, yargının yürütmeye bağlanmasının kapısını açtı. 2016 “darbe girişimi”, bu sürecin hızlandırıcısı oldu. Olağanüstü hal altında 100 binden fazla insan işten çıkarıldı, kurumlar yeniden dizayn edildi. 2017 referandumu devletin biçiminin dönüştüğü andı. Yasama, yürütme, yargı tek merkeze bağlandı. Artık devlet “makinesi”, “liderin” iradesiyle işleyecekti. Bu merkezileşme sessiz ve sistemli bir biçimde devam etti, hâlâ da ediyor.

Bu süreçte, devlet artık yalnızca güvenliği değil, toprağın, evin, mülkiyetin de kaderini belirtiyordu. Rejim muhaliflerinin düzmece gerekçelerle, itirafçıların yönlendirilmiş sözleriyle hapse atılmaları da artık sıradan bir uygulamaya dönüşmüştü.

Bir yandan da toplumun eleştirel damarları teker teker kesiliyordu. Tele1’e yönelik susturma, yok etme hamlesi, YouTube kayıtlarının silinmesi salt bir televizyon kanalına saldırı değil, bir hafıza tasfiyesi çabasıydı. Devlet artık vatandaşının, neyi hatırladığını da kontrol etmek istiyordu. YouTube kayıtlarının silinmesi, siyasal İslamın militanlarının ellerine fırsat geçince kültür alanında neler yapabileceklerini de gösteriyordu.

 Toplum, susmanın daha güvenli olduğu fikrine alıştırılıyor. 

Ergin Yıldızoğlu   Cumhuriyet 

                                 

Ekim 27, 2025

“süreç olarak faşizm”

 

Teknoloji, oligarşisi ve faşizm

Dijital çağın sermayesi artık üretkenlikten çok erişim ve ranttan besleniyor. Veri sahipliği, fikri mülkiyet, ağ etkileri... Hepsi emeğin değil, davranışın, zamanın, hatta duygunun, dikkatin denetimini hedefliyor. Bu model, salt ürünlerin değil, davranışların da metalaşmasını gerektiriyor.

Burada, “iktidardaki faşizmin” arkasındaki sınıf dinamikleri yeniden görünür hale geliyor. Klasik faşizm, sermayenin en gerici kesiminin toplumsal krizi yönetmek için faşizmi kabullendiği bir andı. Bugün yaşanan da farklı bir biçimde aynı yönelimin dijitalleşmiş hali. Paramiliter kitle denetiminin yerini algoritmik kitle mühendisliği aldı. Şiddet ve zorlama, propaganda ve gözetimle birleşti. Ancak paramiliter sokak şiddetinin, yasa tanımazlığın geri gelmeye başladığı da görülüyor. Devlet denetiminden, kamusal düzenlemelerden, sendikal örgütlenmeden rahatsız olan teknoloji oligarşisi, kendi “serbestlik” anlayışını korumak için faşist harekete yöneliyor.
Ancak sorun yalnızca otoriterlik değil. Faşizm, tarihsel olarak hep bir “oluş-süreç” halidir. Önce kültürel ortam doğar, sonra kadrolar, örgütler, hareket şekillenir, ardından kadrolar ve örgüt devlet aygıtına erişir ve en sonunda büyük sermayenin güvenini kazanır. Bu evreler birbirini izleyerek faşizmin olgun biçimini yaratır.  
 Benim Yeni Faşizm kitabında önerdiğim gibi, bu olguyu “süreç olarak faşizm” biçiminde düşünmek, onu yalnızca geçmişin bir rejimi olarak değil, bugünün (“kontrol toplumunun”, Gilles Deleuze) içinden büyüyen, yalnızca sokakta ya da devlette değil, işyerinde, platformda, algoritmanın sessiz disiplininde yeniden biçimlenen bir reaksiyon olarak anlamaya yardımcı olur.
 Ergin Yıldızoğlu  Cumhuriyet

Ekim 24, 2025

2025 Ekim

Militarizme feminist açıdan bakmak
Muzlar, Plajlar ve Üsler, Latin Amerika’da Askeri Diktatörlük ve Kadın, Manevralar adlı kitaplarıyla Türkiye’de de tanınan ABD’li feminist yazar Cynthia Enloe’nin Büyük Hamle Savaş ve Patriyarka: Teşhir ve Meydan Okuma adlı kitabı Güldünya Yayınları’ndan çıktı.

 

2025 Ekim


Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...