HAYATIMIZ REKLAM
İbrahim Akyürek
Haziran 05, 2026
Haziran 2026
Öncekiler gibi, dalga dalga değil. Nokta atışı ışınlar yayan, ışın kılıcı gibi, mermi gibi. Kalabalık insan gruplarını uzaktan kontrol etmek için kullanılan, esasen askeriye için geliştirilmiş milimetrik radyasyon! “İnsan sağlığına zararlı değildir” güvencesi alınmadan hayatımıza sokulan 5G, uzmanlara göre devasa bir “kitlesel deney”! Şimdilik, 5G radyasyonunun derimizi, gözlerimizi, testisleri, sinir sistemini ve ter bezlerini etkilediğini biliyoruz; uzun vadede etkileri kim bilir nasıl? 3 ila 100 metrede bir, her sokakta, lamba direklerinin üstünde, otobüs duraklarında, evimizin dibinde bir “kutucuk” olacak artık. Tanıştıralım, milyonlarca yeni baz istasyonunuz!
Haziran 04, 2026
Sömürge Valisi
Operasyonun dış ayağı
Bu kaçıncı! Özgür Özel ve Ekrem İmamoğlu, onca analize rağmen, hâlâ operasyonun dış ayağını anlamayarak (!) Atlantik dünyasından medet ummaya devam ediyor.
Son olarak Özgür Özel Newsweek’e yazdığı makalede “Yürüttüğümüz demokratik mücadele, yalnızca Türkiye’nin demokratik geleceğini değil, aynı zamanda bölgemizin, Avrupa'nın ve NATO'nun güvenliğini de şekillendirecektir” dedi.
ABD İMAMOĞLU’NU KURTARABİLİR Mİ?
13 Aralık 2025’te, İmamoğlu’nun CFR’nin dergisi Foreign Affairs’te yazdığı makale üzerine, bu köşede “ABD İmamoğlu’nu kurtarabilir mi?” başlığıyla bu konuya değinmiştim.
Ağır bir başlık seçmiştim, çünkü...
Öncesinde Özel ve İmamoğlu defalarca Batı’ya “AKP’nin bize yaptığı hukuksuzluğa karşı çıkın” mesajı vermişti, sayısız kere “Bizi yalnız bırakmayın” çağrısı yapmıştı. Karşılığında “Biz AKP’den daha Batıcıyız, daha Atlantikçiyiz, daha NATO’cuyuz” teminatı vermişlerdi.
Ama anlaşılmadığı görülüyor ki hâlâ aynı çizgiyi sürdürüyorlar.
Mehmet Ali Güler Cumhuriyet

Biraz da komplo teorisi
Karaveli şimdi ne öneriyor? Yine, CHP’nin seçkinci laik ve dine uzak bir tutumla halk desteği kazanmakta zorlandığını iddia ediyor. Çünkü, Türkiye’nin siyasi geçmişi, düzene karşı çıkan hareketlerin soldan değil, sağdan başarı kazandığını gösteriyormuş. Tam Özel, Karaveli’nin yapamaz dediğini yapmaya başlamışken “Özel ayağa kalksın, yeni bir çatı parti kursun” diyor. Adeta, bir tür AKP-ANAP sentezi olsun (bunu arzulayan bir isim var ama şimdi yeri değil) bu da kimlik siyaseti üzerine kurulsun. Yoksa!
Karaveli bir taraftan, CHP’yi sürekli “hata yapan, değişmeyen” bir aktör olarak resmediyor, diğer taraftan, Baykal, Kılıçdaroğlu’nun atanması, şimdi Özel’in mahkeme yoluyla devrilmesi gibi operasyonların üzerini örtüyor.
Karaveli’yi şöyle de okuyabiliriz: CHP, ya dış güçlerin ve uzantılarının istediği gibi uslu bir muhalefet olsun, laiklikten, ulusalcı çizgiden vazgeçsin ya da yok olsun. Karaveli hep aynı yazıyı yazıyor. Belki de sorun CHP ile değil Karaveli’nin patronlarının Türkiye’de nasıl bir muhalefet görmek istediği ile ilgilidir.
Ergin Yıldızoğlu Cumhuriyet
24 Ocak 2024; Komplo değil maziden bir haber:
TBMM, İsveç'in NATO üyeliğini AKP-MHP-CHP oylarıyla onayladı
İsveç'in NATO üyeliği TBMM Genel Kurulu'ndaki tartışmalardan sonra açık oyla kabul edildi. MHP, AKP ve CHP milletvekillerinin 287'sinin "kabul" oyu kullandığı oylamada 55 milletvekili "ret" 4 milletvekili "çekimser" oy kullandı.
Haziran 03, 2026
Tören
Haziran 01, 2026
Mayıs 31, 2026
konservatuvarlı iş arıyor
Kültür Yolu büyüyor, konservatuvarlı iş arıyor
Kültür Yolu Festivali 2026’da 26 şehre yayılırken, konservatuvar ve güzel sanatlar mezunları güvenceli iş arıyor. Genç sanatçılar geçinebilmek için özel derslere, servis işlerine, kısa süreli sahnelere ve kafe mesailerine yönelirken, kültür politikası büyük organizasyonlarla vitrin kurmaya devam ediyor.
Mayıs 29, 2026
Kaza değil...
Ressam Mustafa Horasan hayatını kaybetti
Ressam Mustafa Horasan (61), motosiklet kullandığı sırada geçirdiği trafik kazası sonucu hayatını kaybetti. Sanatçı bugün Moda Camii'nden uğurlanacak.
Ressam Mustafa Horasan’ın vefat ettiği, yakınlarının ve sanat camiasının yaptığı sosyal medya paylaşımlarıyla duyuruldu. Paylaşımlarda Horasan’ın motosiklet kazası sonucunda yaşamını kaybettiği belirtildi.
Ressam Yusuf Taktak yaptığı sosyal medya paylaşımında, "Az önce öğrendim ressam MUSTAFA HORASAN motosiklet kazasıyla resim sanatı için genç sayılan bir yaşta hayata veda ediyor! Sevgili Mustafa birkaç kez atölyesine saz dinletmeyedavet etmişti. Ne yazık ki ertelemelerle sözümü tutamadım, üzgünüm! Aslında bu ülke; bisiklete, motorsiklete müsait değil belki de yaşamaya..." ifadelerini kullandı.
nasıl öldüklerini kimse bilmeyecek!
İbrahim Akyürek, 2020
Trafik kazalarında, çarpışmalarında yaşamını yitiren tanınan, bilinen kişilerin nasıl anıldıklarını, ya da anılmadıklarını merak ederim. “Bizim canımız yandı, başkalarının canı yanmasın” kaygısını taşıyan az sayıdaki aile ve arkadaş çevresinin ölüm nedenini unutmamasını dilerim. Dilemenin ötesinde, başkalarının canı yanmaması için nedenlerin ortaya saçıldığı, tartışıldığı fırsatlar yaratılmasını zorunlu bulurum. Sanatçıların, bilimcilerin bu fırsatların içine dalmasını öncelikle kaçınılmaz sayarım. Deprem sonrası içinde yaşadığımız şu günlerde olduğu gibi farkındalık patlaması beklerim.
Geçen yıl Birgün gazetesi sinema yazarı Cüneyt Cebenoyan'ı kazada yitirdik. Haberi okuyunca ölüm haberinin Birgün gazetesinin akla ziyan otomobil sayfasında yayınlanması gerekirdi, diye düşündüm. Savaşta ölenlerin, tank bomba reklamlarının, savaş isteriz yazılarının içinde, kenarında yayınlanmasını beklediğim gibi… Madem ortada otomobil gibi bol bol tüketilmesi gereken bir mal ve reklamı var, bu mal toplumsal ilişkiler içinde yol açtığı sonuçlarla birlikte ilgili sayfalarda yer alsın ki, bütünlük bozulmasın isterim.
Ayrıca dikkat çekmek isterim. Cumhuriyet’te olduğu gibi Birgün’ün en istikrarlı köşesi otomobil köşesidir. Haber başlığı altında bedavaya araba reklamı yapmanın en açık saçık hali bu sayfalardadır. Adı geçen gazetelerde kadrolar, yazarlar değişir, itiş kakış olur ancak oto sayfaları dimdik ayakta kalır. İş arabaya gelince spor sayfalarında olduğu gibi fikirler, eleştirel düşünce, felsefe, deprem sonrası farkındalık patlaması hepsi çöpe gider.
Çöpe giden bu kadarla kalsa bu yazıya ne gerek var!
Ancak; “neden öldüler, ölmeyebilir miydiler, başkalarının canı yanmasınlar” da olduğu gibi çöpe gider.
Nasıl mı?
2012 yılında Yönetmen Seyfi Teoman'ın kullandığı motosiklete ani dönüş yapan araç çarptı. Bu yıl yapılacak 39. İstanbul Film Festivali’nde adına en iyi ilk film ödülü kondu. Cebenoyan’ın ölümü sonrası eşi ve arkadaşları tarafından, adıyla anılan "Çocuk ve Sinema Platformu" kuruldu. Nuri Bilge Ceylan filmlerinin oyuncusu olarak bilinen Mehmet Emin Toprak anısına doğum yeri olan Yenice'nin Belediyesi (Çanakkale) 2018’de fotoğraf yarışması düzenledi. 1995 yılında Adana Fotoğraf Amatörleri Derneği (AFAD)’ın fotoğraf gezisinde otobüsün yuvarlanması sonucu 13 kişi öldü. Anılarına dört yıl sonra "13 Kare Fotoğraf Günleri" başlatıldı. Daha sonra farklı sanat dallarını içine alan festivale dönüştürüldü bu etkinlik.
Dikkat edin; anma, unutturmama amaçlı etkinliklerin, gerçekleşen, gerçekleşecek işlerin kenarında köşesinde, ucunda ölüm nedeni olan trafik cinayetleriyle ilgili bir bakış, tavır alış, endişe yok. Üstelik; ölen sanatçı iken, unutturulmamaları için yapılan çabalar da muhalif olmayı içinde barındıran sanat işleri iken…
İnsan düşünmeden edemiyor. Otomobil denilen bu alet, araç ne kadar da kutsallık mertebesine yerleşmiş! Başta sanat, bilim, aydın çevresi bu alete ve kanlı ilişkilerine susarak, bulaşmayarak (ölümüne) toz kondurmuyor. Bir de ölenlerin ardından “elim bir kaza”, “talihsiz kaza” sözlerini ekleyerek açıklama yapan ünlü-ünsüz erkek ve kadınlarıyla, gazetecileriyle korkutuyor.
O kadar korkutuyor ki; ulaşım sistemi yaya, sürücü, yolcu ilişkisiyle her an içinde olduğumuz, ama birdenbire yok olma veya yatağa çakılma ihtimalimizi de barındırdığı halde.
O kadar da korkutmuyor ki, yollarda işlenen cinayetlerle ilgili üretilen film, belgesel, grafik, heykel, karikatür, makale, kitap, hatta güncel sanata bulaşmış bir eseri arasan da çok zor bulursun.
Mayıs 27, 2026
yüzde 0,3'ünün yol kaynaklı olduğu belirlendi.
TÜİK'in 2025 yılı verileri: Kaza sayısı ve can kaybı belli oldu
Buna göre, geçen yıl meydana gelen trafik kazası sayısı bir önceki yıla göre yüzde 7,3 artarak 1 milyon 549 bin 574 oldu. Bu sayının 1 milyon 261 bin 253'ünü maddi hasarlı, 288 bin 321'i ölümlü yaralanmalı kazalar oluşturdu.
Yıl içerisinde meydana gelen ölümlü yaralanmalı trafik kazalarının yüzde 86,5'i yerleşim yeri içinde, yüzde 13,5'i ise yerleşim yeri dışında meydana geldi.
2024'E KIYASLA ÖLÜ SAYISI AZALDI
Türkiye'deki toplam motorlu kara taşıtı sayısı 2024'te 31,3 milyon iken 2025'te 33,6 milyona yükseldi. Kara yolu trafik kazalarında ölen kişi sayısı ise 2024 yılında 6 bin 351 iken 2025 yılında 6 bin 35 oldu. Böylece 100 bin taşıt başına trafik kazası ölü sayısı 2024 yılında 20,3 iken 2025 yılında 18'e geriledi. Trafik kazalarında 403 bin 937 kişi yaralandı.
Türkiye'de geçen yıl meydana gelen 288 bin 321 ölümlü, yaralanmalı trafik kazasında 2 bin 541 kişi kaza yerinde, 3 bin 494 kişi ise sağlık kuruluşlarına sevk edildikten sonra 30 gün içinde hayatını kaybetti.
ÖLENLERİN YÜZDE 50,7'Sİ SÜRÜCÜLER
Kara yolu ağında geçen yıl gerçekleşen trafik kazalarında ölen kişilerin yüzde 50,7'sini sürücü, yüzde 29,3'ünü yolcu, yüzde 20'sini ise yayalar oluşturdu. Trafik kazalarında ölenler ve yaralananlar cinsiyetlerine göre incelendiğinde ise ölenlerin yüzde 77,8'inin erkek, yüzde 22,2'sinin kadın, yaralananların ise yüzde 70'inin erkek, yüzde 30'unu kadın olduğu görüldü.
Türkiye'de ölümlü, yaralanmalı trafik kazasına neden olan toplam 345 bin 489 kusura bakıldığında, kusurların yüzde 90,6'sının sürücü, yüzde 7,7'sinin yaya, yüzde 0,8'inin taşıt, yüzde 0,6'sının yolcu ve yüzde 0,3'ünün yol kaynaklı olduğu belirlendi.
Mayıs 25, 2026
Monarşi
Bilgisayarlara elkoyma ve veri kopyalama düzenlemesine AYM’den iptal
AYM: Dijital arama meşru amaç taşıyor
AYM'de üyelerin çoğunluğu, bilgisayar ve dijital materyallerde arama yapılmasını tümüyle Anayasa’ya aykırı görmedi. Mahkeme, ceza soruşturmalarında maddi gerçeğe ulaşma, delillerin kaybolmasını önleme ve suçla etkili mücadele gibi amaçların meşru olduğunu belirtti.
Kararda, bilgisayar araması yapılabilmesi için “somut delillere dayanan kuvvetli şüphe” ve “başka suretle delil elde etme imkânının bulunmaması” şartlarının arandığına dikkat çekildi. Bu nedenle arama tedbirinin belirli şartlara bağlandığı ve keyfî bir yetki niteliği taşımadığı sonucuna varıldı.Kopyalama ve elkoyma hükümleri iptal edildi
Mayıs 24, 2026
Göstere göstere...
Anayasaya ‘on ikinci darbe’!
“Mutlak Butlan” kararı, bugünkü İktidarın Anayasa’ya karşı yaptığı “On İkinci Darbe”dir:
İlk darbe, 21 Ekim 2007’de, mevcut Parlamenter Rejim’in mantığına aykırı olarak Cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesi kararıdır.
İkinci darbe, Ergenekon, Balyoz, Casusluk, Odatv davalarıyla Birinci Silivri Trajedisi’dir.
Üçüncü darbe, FETÖ ile birlikte, 12 Eylül 2010 halkoylamasında, yargının siyasete bağlanmasıdır.
Dördüncü darbe, Erdoğan’ın 2014’teki Cumhurbaşkanlığı seçimine, Başbakanlıktan istifa etmeden girmesidir.
Beşinci darbe, Erdoğan’ın 7 Haziran 2015 seçimlerinden sonra, hükümet kurulmasını engellemesi ve seçimleri 1 Kasım’da tekrarlatması ile vurulmuştur.
Altıncı darbe, 20 Mayıs 2016 tarihinde haklarında fezleke bulunan milletvekillerinin dokunulmazlıklarının kaldırılmasıyla gerçekleştirildi.
Yedinci darbe, Hulusi Akar’ın yazılı ifadesinden de öğrenildiği üzere, önceden haber alınan 15 Temmuz 2016 askeri darbe teşebbüsü bahane edilerek 20 Temmuz’da ilan edilen Olağanüstü Hal’dir.
Sekizinci ve belirleyici darbe, OHAL baskısı altında yapılan, oyların yasalara aykırı biçimde sayıldığı 16 Nisan 2017 referandumuyla yargının Cumhurbaşkanlığına bağlanması ve “Şahsım Devleti”nin kurulmasıdır.
Dokuzuncu darbe, Erdoğan’ın Anayasa’nın 101. maddesine aykırı olarak 3. kez aday olmasıdır.
Onuncu darbe, Osman Kavala, Can Atalay davası gibi örneklerde, Anayasa Mahkemesi ve AİHM kararlarına uyulmamasıyla vurulmuştur.
On birinci darbe, 19 Mart 2025’te CHP Cumhurbaşkanı adayı ve İstanbul Belediye Başkanı İmamoğlu’nun örgüt lideri olarak hapse atılmasıyla başlayan CHP’ye ve CHP’li belediyelere karşı saldırıdır.
ON İKİNCİ DARBE, Ö. Özel’in Genel Başkan seçildiği Kurultay’ın “Mutlak Butlan”la iptalidir.
Emre Kongar Cumhuriyet
Mayıs 23, 2026
Hızlı tüketim, kolay bağımlılık ve düşük maliyet ise son derece kârlıdır.
Netflix’in Mikro-İtibarsızlığı
Her bölümü yalnızca 7 ila 10 dakika süren bu yapım, sürekli cliffhanger (gerilimli yarım bırakma), hızlandırılmış dramatik patlamalar ve bağımlılık üretmeye ayarlı bir dikkat ekonomisi ürünüdür. Bazıları bunu “suçluluk zevki” (guilty pleasure) diyerek savunacaktır. Savunmasın. Burada mesele kötü bir dizi izlemek değil, izleme alışkanlıklarının bilinçli biçimde yeniden programlanmasıdır. Sinemasal deneyimin metalaştırılması ve seyircinin giderek itibarsızlaştırılması tam da buradan başlar. Bir dönem “Sinema öldü mü?” sorusuyla Netflix’e mesafeli duranlar vardı. Sonra buna alışıldı. Bugün ise mesele alışkanlık değil, kültürel bir değer kaybıdır. Bu çürümeye karşı yeniden, daha yüksek sesle “dur” demek gerekiyor.
Halka açık bir şirket olan Netflix’in hisse senedi; analistlerin çeyreklik abone artışı, etkileşim (engagement) ve kâr beklentilerine bağlıdır. Wall Street’in mantığı nettir: Derinlik, sabır ve sanatsal risk kârlı değildir. Hızlı tüketim, kolay bağımlılık ve düşük maliyet ise son derece kârlıdır. Netflix bugün, kendi yarattığı kısalmış dikkat süresini gerekçe göstererek aynı döngüyü yeniden üretmektedir. İzleyicinin sabrını tüketip sonra bu sabırsızlığı yeni norm olarak pazarlamaktadır.
Daha sorunlu olan ise bu üretim rejimine gönüllü biçimde dahil olan yaratıcılardır. Kısa, formülleşmiş ve duygusal vurguya dayalı bu mikro-dizi üretimi giderek algoritmik bir standarda dönüşmektedir. Ve bu standart, insan emeğini hızla değersizleştirmektedir. Theodor W. Adorno ve Max Horkheimer’ın çok önce işaret ettiği gibi kültür, metalaşmanın en uç noktasına ulaşmıştır. "İzleyici böyle istiyor" savunması ise bir yanılsamadır; çünkü o talebi üreten bizzat sistemin kendisidir
Tuğçe Madayanti Şen Birgün
Mayıs 22, 2026
Monarşi
BİLGİ Üniversitesi'nin faaliyeti sonlandırılmış. Öğrenciler de devletleşmiş oldu, yani doğru Mimar Sinan'a...
Bünyesinde Çağdaş Sanatlar Müzesi Koleksiyonu (İstanbul Santral) vardı, topluca gezmiştik.
13 yıl önce Üniversite sahipliği el değiştirdi. Koleksiyon satışa çıktı.
Vasıf Ortun onca tepkinin arasında o yıllarda "Kamuya güvenemiyorsun, özel sektör de hüsrana uğrattıysa, Türkiye'nin sanat belleğine ne olacak" demişti.
Gel de korkma!
Çoğu hissesi yabancı olan Garanti Bankası'na (Salt Fotoğraf Arşivi), Eczacıbaşı'na (İstanbul Modern Fotoğraf Arşivi, Bülent Eczacıbaşı Vakfı Fotoğraf Merkezi) el konulursa...
Mayıs 20, 2026
güzel ali
Yüzlerce basın davasında beraat kararı veren benzersiz bir hâkim, Ali Güzel…
Yargı mensupları içinde köşe yazısı ve kitap yazanlar vardır ve bence bu çok da iyi bir şeydir. Böylece hâkimlerin de bir siyasi görüşü, toplumsal meselelerde tavrı olduğu bilinir, tartışılır, yargı kapalı kutu olmaktan çıkar. Ancak pek yaygın değil bu durum. Ali bey de bu tercihin ‘kanunen’ yasak olmadığını ancak çok heveskâr davranılmadığını belirtiyor. “Para kazanmak için mesleki kitap (içtihat içerikli) yazan çoktur da bilimsel içerikliye pek rastlanmaz.” Yargı mensuplarının çoğunun kültürel yaşamla vs bir irtibatlarının olmadığını anlatan çalışmalar var. Nedenlerden belki biri, taşrada geçirilen yıllar ve oradaki ilişki ağı tarafından sarmalanmak olabilir. Ama yalnızca biri. Sosyal yönün zayıflığı ister istemez kararlara da yansıyor. Bu arada, Ali bey bir yargı örgütlenmesinden kuruluş aşamasında teklif almış, ancak kabul etmemiş. Gerekçesi bende kalsın.
“Dokuz yıl görev yaptığım Bakırköy 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nde, hatta görev yaptığım diğer mahkemelerde, basın davalarında hiçbir tutuklama kararı vermediğim gibi hiçbir mahkûmiyet kararı da vermedim. 158. ve 159. maddelerde tanımlanan suçlara ilişkin davalarda tutuklama, ülke genelinde de yok denecek kadar azdı. Tüm adli yargı kararlarında olduğu gibi, gerekçelerde uzun uzun teorik açıklamalara girmezdik. Zaten buna iş yoğunluğu, zaman yetersizliği ve ortamın elverişsizliği de engeldi.
Ali Güzel’e göre; “Özgür tartışma ortamında ifade olanağı sağlanması gereken ve kine, nefrete, şiddete, suça yönlendirmeyen ifadelerin karşı görüşlerle değil de, hapisle karşılanması kabul edilebilir değildir. Özetle en temel gerekçemiz, söz ya da yazının karşılığı hapis olmamalıydı…”
Murat Sevinç Diken
.png)




.jpg)

.jpg)
.jpg)















