Çuvala doldurulmuş kediler zamanı
Aziz Nesin bir kitabında, padişahlardan birinin zamanında İstanbul’da çuvala doldurulup adalardan birine bırakılan kedilerin durumunu anlatır. Sokakta birbiriyle gezip oynayan o kediler çuvala girince birbirini tırmalamaya başlarmış.
Günümüzde o kedilerin durumunu fazlasıyla yaşıyoruz. Aynı sosyal sınıfın insanları piyasa ekonomisi çuvalının içini doldurdukça saldırganlığın, şiddetin boyutları artıyor.
Sağlık sisteminde yapılan
düzenlemelerle millet eski dertler bitecek, bıçak parası kalkacak, istediği
hastahaneye gitme özgürlüğüne kavuşacağını sandı. Şimdi kavganın, yeni düzenin
daha başlarındayız. Millet şimdi, son 60 yıldır kendisini idare eden “milletin
adamları”nın başına yol açtığı çaresizliğin acısını benzerinden karısından, çocuğundan,
eczacısından, doktorundan, işçisinden, öğrencisinden, öğretmeninden, mühendisinden çıkarıyor.
Söylemekte zorluk çektiğimiz,
karşılığı olan Türkçe anlamın ne olduğunu bile bilmediğimiz meşhur “performas”
sözcüğü ekrandaki yarışmalardan fabrikalara, okullara, hastahanelere, mahkemelere sokulmaya
başladı.
Önceden
kamunun hastanesinde
kalabalıktan, yetersizlikten, beceriksizlikten ilgi görmezdiniz
çaresizdiniz,
şimdi fazla ilgiden (her hasta, her tıbbi işlem, her icat edilen
hastalık, ilaç para
demek) oluşan kalabalıktan sonra yine çaresizsiniz. Ha en baştaki
cumhuriyet, ha şimdiki cumhuriyet; değişmeyen tek şey büyük çoğunluğun
maddi-manevi çaresizliği.
Çaresiz
olan ne yapar? Normal
bir kafa, bilincinde olan kafa derdini oy verdiği partinin kapısına
giderek
anlatır, dilekçesini yazar, meslek örgütü, sendikası, derneği varsa
gider yardım ister, bir bilene danışır, olmadı çevresine kendi
benzerlerini toplar söke söke hakkını ister. Eskiden bu tür yasal
yurttaşlık görevini eksiksiz yapma girişiminde,
yeni hak isteğinde olanlara “komünist” denirdi, şimdi “terörist”
deniyor. Çaresizlerin nefretinin
yöneltileceği toplum kesiminin ismi değişti sadece.
Toplum çözüldükçe,
yurttaşlık tüketici davranışına, dayanışma da profesyonel kurumlara havale edilince; köşeyi dönmenin
araçları, fırsatları kalabalıklara sunuldukça tabancalar, bıçaklar, küfürler çaresizliğin ifade
araçları oldu. Yumruk kullanmak bile eski moda oldu.
Bir elin parmaklarından çok
kitabı dilimize çevrilen Arno Gruen okuma yazma bilen herkesin anlayacağı
dilden yazıp, bir yanılgıya dikkat çekiyor;“bizi tehdit eden çaresizliğin kendisidir, ona neden
olan durum değil. Böylece kendi çaresizliğimizi ortaya çıkarabilecek her
şeyden intikam alırız."

Dikkat edin “neden” diyor, “durum” diyor; yani benim anladığım sistem, düzen, koşullar demek istiyor. Yani sağlık sisteminin nasıl olmasını emreden Dünya Bankası, bu bankanın ülkemizdeki adamlarının ve kadınlarının örgütlenip toplandığı TÜSİAD, TUSKON asıl tehdittir, diyor. Bu örgütlerin yüzlerce üyelerini bir seferde uçaklarına alıp Afrika’da, Ortadoğu’da müslüman piyasası yapan iktidar adamları demek istiyor.
Düzene uymama çabasındaki biz
iyiler masumca ne bekliyoruz? Dünya Bankası’nın elebaşısına bıçak çekecek,
TUSKON’ın camına taş atacak, IMF’ye küfür mesajları çekecek, AKP'nin kapısına paranın uşakları yazacak bir çaresiz mi
bekliyoruz?
Kendini sağ
veya sol
etiketlemiş, eğitimli eğitimsiz, makamlı makamsız olması fark etmez;
çaresiz, şiddetin her türünü denese ben yine razıyım. Bir de kendi
benzerini
korkusu nedeniyle hor görür, bir yandan da kendini aşağılanmış
hissedermiş
çaresiz. Bu hissin üstünü örtmek için güç arayışına girermiş. Gruen yine hepimizin, milletimizin anlayacağı dilden devam
ediyor. “Bu yüzden
ezilenler, başkalarını ezebilmek için ezenlerin tarafına geçer.”
İşte trajedinin en kocamanı,
klasik sanatın tükenmez kaynağı…
12 Eylül anayasası’na verilen
%92’lik, bu milli anayasanın vaat ettiği ekonomiyi (sağlık, adalet ve eğitimi
bir şirket, tüccar gibi çekip çevirmek) yönetmeye aday olan partilere dünden bugüne
verile verile %50’liyi bulan millet desteğinin arkasındaki ruhsal sıkıntıyı,
arızayı anlayabildiniz mi? Bu arızayı; milleti aptallaştıran korkuyla açıklayıp
yüzdeli açıklama yapan çağımızın Nasrettin Hocası Aziz Nesin’i unutmak mümkün mü?
Az önce başıma geldi. Telekom’dan
aradılar. Gariban belki sözleşmeli, belki taşerona bağlı; kadıncağız otamatiğe
bağlanmış gibi dayanılmayacak kadar uzun konuşma ile yeni tarife fırsatını
anlattı. Kızıp parlayacaklar için kayıt altında olduğum uyarısını yaptı.
Kızsanız başka başka olup başkalaşayacağız, horlaşacağız. Biliyorum ki O da,
Ben de; K.Evren-T.Özal ortaklığıyla azan bu sistemin kurbanlarıyız. Ama;
kızgınlığın enerjisinden bir şey yaratmak zorundasınız ki, ruhunuz yara
almasın, kendimizi ezik hissetmeyelim. Ezikliği benzerimize aktarıp, kötü ilişkili adamlara yaslanıp huzur aramayalım.
Bu durumda ben içinde sürüklendiğimiz sistemi içimize yavaş yavaş sindirten, uyuşturucu şebekesinden farklı görmediğim reklamcılarla dalga geçerek rahatlıyorum. Kişisel/toplumsal tarihinin sıkıntılarını reklam suratına, markaya çevirerek mallaştıran, masa başında çözümlemesi yapılan hedef kitleyi de mallaştırma çabasına giren, küfürlü filmlerle kasasını dolduran Cem Y. benim için üzerinde çalışılacak bir adam yüzü epey zamandır.
23 Nisan 2012








