"TÜKETİCİ, YURTTAŞIN DÜŞMANIDIR"
Zygmunt Bauman / Etiğin Tüketiciler Dünyasında Bir Şansı Var mı?
----------------------------------------------


Çuvala doldurulmuş kediler zamanı
Aziz Nesin bir kitabında, padişahlardan birinin zamanında İstanbul’da çuvala doldurulup adalardan birine bırakılan kedilerin durumunu anlatır. Sokakta birbiriyle gezip oynayan o kediler çuvala girince birbirini tırmalamaya başlarmış.
Günümüzde o kedilerin durumunu fazlasıyla yaşıyoruz. Aynı sosyal sınıfın insanları piyasa ekonomisi çuvalının içini doldurdukça saldırganlığın, şiddetin boyutları artıyor. 
Sağlık sisteminde yapılan düzenlemelerle millet eski dertler bitecek, bıçak parası kalkacak, istediği hastahaneye gitme özgürlüğüne kavuşacağını sandı. Şimdi kavganın, yeni düzenin daha başlarındayız. Millet şimdi, son 60 yıldır kendisini idare eden “milletin adamları”nın başına yol açtığı çaresizliğin acısını benzerinden karısından, çocuğundan, eczacısından, doktorundan, işçisinden, öğrencisinden, öğretmeninden, mühendisinden çıkarıyor. 
Söylemekte zorluk çektiğimiz, karşılığı olan Türkçe anlamın ne olduğunu bile bilmediğimiz meşhur “performas” sözcüğü ekrandaki yarışmalardan fabrikalara, okullara, hastahanelere, mahkemelere sokulmaya başladı. 
Önceden kamunun hastanesinde kalabalıktan, yetersizlikten, beceriksizlikten ilgi görmezdiniz çaresizdiniz, şimdi fazla ilgiden (her hasta, her tıbbi işlem, her icat edilen hastalık, ilaç para demek) oluşan kalabalıktan sonra yine çaresizsiniz. Ha en baştaki cumhuriyet, ha şimdiki cumhuriyet; değişmeyen tek şey büyük çoğunluğun maddi-manevi çaresizliği.
Çaresiz olan ne yapar? Normal bir kafa, bilincinde olan kafa derdini oy verdiği partinin kapısına giderek anlatır, dilekçesini yazar, meslek örgütü, sendikası, derneği varsa gider yardım ister, bir bilene danışır, olmadı çevresine kendi benzerlerini toplar söke söke hakkını ister. Eskiden bu tür yasal yurttaşlık görevini eksiksiz yapma girişiminde, yeni hak isteğinde olanlara “komünist” denirdi, şimdi “terörist” deniyor. Çaresizlerin nefretinin yöneltileceği toplum kesiminin ismi değişti sadece.
Toplum çözüldükçe, yurttaşlık tüketici davranışına, dayanışma da profesyonel kurumlara havale edilince; köşeyi dönmenin araçları, fırsatları kalabalıklara sunuldukça tabancalar, bıçaklar, küfürler çaresizliğin ifade araçları oldu. Yumruk kullanmak bile eski moda oldu.
Bir elin parmaklarından çok kitabı dilimize çevrilen Arno Gruen okuma yazma bilen herkesin anlayacağı dilden yazıp, bir yanılgıya dikkat çekiyor;“bizi tehdit eden çaresizliğin kendisidir, ona neden olan durum değil. Böylece kendi çaresizliğimizi ortaya çıkarabilecek her şeyden intikam alırız."

Dikkat edin “neden” diyor,  “durum” diyor; yani benim anladığım sistem, düzen, koşullar demek istiyor. Yani sağlık sisteminin nasıl olmasını emreden Dünya Bankası, bu bankanın ülkemizdeki adamlarının ve kadınlarının örgütlenip toplandığı TÜSİAD, TUSKON asıl tehdittir, diyor. Bu örgütlerin yüzlerce üyelerini bir seferde uçaklarına alıp Afrika’da, Ortadoğu’da müslüman piyasası yapan iktidar adamları demek istiyor.
Düzene uymama çabasındaki biz iyiler masumca ne bekliyoruz? Dünya Bankası’nın elebaşısına bıçak çekecek, TUSKON’ın camına taş atacak, IMF’ye küfür mesajları çekecek, AKP'nin kapısına paranın uşakları yazacak bir çaresiz mi bekliyoruz?
Kendini sağ veya sol etiketlemiş, eğitimli eğitimsiz, makamlı makamsız  olması fark etmez; çaresiz, şiddetin her türünü denese ben yine razıyım. Bir de kendi benzerini korkusu nedeniyle hor görür, bir yandan da kendini aşağılanmış hissedermiş çaresiz. Bu hissin üstünü örtmek için güç arayışına girermiş. Gruen yine hepimizin, milletimizin anlayacağı dilden devam ediyor. “Bu yüzden ezilenler, başkalarını ezebilmek için ezenlerin tarafına geçer.”
İşte trajedinin en kocamanı, klasik sanatın tükenmez kaynağı…
12 Eylül anayasası’na verilen %92’lik, bu milli anayasanın vaat ettiği ekonomiyi (sağlık, adalet ve eğitimi bir şirket, tüccar gibi çekip çevirmek) yönetmeye aday olan partilere dünden bugüne verile verile %50’liyi bulan millet desteğinin arkasındaki ruhsal sıkıntıyı, arızayı anlayabildiniz mi? Bu arızayı; milleti aptallaştıran korkuyla açıklayıp yüzdeli açıklama yapan çağımızın Nasrettin Hocası Aziz Nesin’i unutmak mümkün mü?
Az önce başıma geldi. Telekom’dan aradılar. Gariban belki sözleşmeli, belki taşerona bağlı; kadıncağız otamatiğe bağlanmış gibi dayanılmayacak kadar uzun konuşma ile yeni tarife fırsatını anlattı. Kızıp parlayacaklar için kayıt altında olduğum uyarısını yaptı. Kızsanız başka başka olup başkalaşayacağız, horlaşacağız. Biliyorum ki O da, Ben de; K.Evren-T.Özal ortaklığıyla azan bu sistemin kurbanlarıyız. Ama; kızgınlığın enerjisinden bir şey yaratmak zorundasınız ki, ruhunuz yara almasın, kendimizi ezik hissetmeyelim. Ezikliği benzerimize aktarıp, kötü ilişkili adamlara yaslanıp huzur aramayalım.
Bu durumda ben içinde sürüklendiğimiz sistemi içimize yavaş yavaş sindirten, uyuşturucu şebekesinden farklı görmediğim reklamcılarla dalga geçerek rahatlıyorum. Kişisel/toplumsal tarihinin sıkıntılarını reklam suratına, markaya çevirerek mallaştıran, masa başında çözümlemesi yapılan hedef kitleyi de mallaştırma çabasına giren, küfürlü filmlerle kasasını dolduran Cem Y. benim için üzerinde çalışılacak bir adam yüzü epey zamandır.
23 Nisan 2012


ŞEBEKE SUNAR: REKLAMLAR !
Reklamlarla doğrudan saf ilişkimiz; reklamların televizyon sunucuları tarafından “ekmek parası” olarak vurgulanıp sevimli hale getirilmesi, acındırılması halidir. Sanki televizyonun reklam geliri olmazsa o sevimli program gerçekleşmeyecektir.
Zaman zaman hangi kanalın veya gazetenin kime, hangi şirkete ait olduğuyla ilgili listeler yayınlanır. O zaman daha açık seçik görürüz ki; o gazeteler, dergiler, kanallar, radyolar kocaman kocaman kasalı şirketler için reklamsız da ayakta durabilecek organlardır.
Bu organlar; bize, size, kamuoyuna yönelik fikir oluştuucu, yönlendirici, beyin yıkayıcı şebekelerdir. Yaptıkları işin de (inşaat, turizm, petrol) bir parçasıdır gazete televizyon kurmak. Hükümetleri, politikacıları etkilemek, onlarla kamuoyunu aynı çizgiye getirip istediklerini elde etmek bu şebeke sahiplerinin amacıdır.
Reklamcılar; bu şebekenin esaslı ortaklarıdır. Onlar yalnız ürün tanıtmak için kafa yormazlar, o ürünle birlikte bir yaşam tarzını da sunarlar. Bu tarzın içine nasıl düştüğünüzü fark etmezsiniz bile.
Çağdaş
, modern, ilerici göründüklerine; bazılarının şair, edebiyatçı, yönetmen, oyuncu olduklarına bakmayın; tutucu, düzeni koruyucu, kontrollu muhalefet işlevlerini tanıttıkları ürünlerde, meslek yaşamlarında yeniden ve yeniden üretirler.
Hedef kitlesi dedikleri, üzerinde çalıştıkları topluluklar arasında çocuklar, gençler, yaşlılar ve kadınlar öncelikle yer alır. Düzenin en zayıf, ezilen bu toplum kesimlerini araçsallaştırarak tüketim kültürünün tüm oyunlarını sergilerler.
Reklamlarda her saniye paradır. Zaman dardır. Hareketler, sözler hızlıdır. Ekranın orası burası insanın algısı, alışkanlıkları düşünülerek işgal edilir. Reklamlar başlayınca ses yayın merkezinden bilerek yükseltilir. Sabrmız, ev içimizdeki davranışlarımız, ilişkilerimiz denetlenir. Yüzlerini görmesekte biz onlar için kobay hayvanı gibiyizdir.
Sesi tamamen kapatırsanız, reklamlar farklı boyut kazanır, komikleşir. Reklam yayınlandığı günden yıllar sonra izlenirse benzer durum gerçekleşir. Nedense küçümsenerek izlenir eski reklamlar.
Ülkemiz insanının ortalama 4 saatini televizyon başında geçirdiği akla getirilirse, gücü, parayı, iktidarı elinde tutanlar tarafından yeni bir insan yaratıldığı söylenebilir.
Nasıl uyuşturucu alışkanlığa dönüşünce aranırsa, daha çok istenirse şebekenin yaydığı yaşam tarzı da öyle isteniyor. Ancak, tüketicinin çabuk sıkıldığını, tükettiğini gözledikleri için yeni yeni biçimleri (kendileri format diyor) yayıyorlar, deniyorlar.
Reklamlar geçmiş ve gelecek duygusunu yok eder, belki bu yüzden geçici rahatlık verir; artık seyredilen an vardır, hastalıklı gelecek bu an’ın içinde ürer.
   İbrahim Akyürek
 Şebeke Sunar: Reklamlar  Sergisi
 ::1 – 8 Eylül 2009  : :  SergiOdası:Zonguldak  : : : :
"9.90 YTL" filmi SergiOdası'nda
İbrahim Akyürek'in SergiOdası'nda açılan "Aklı Ağzında" sergisinin kapanış günü, reklam dünyasını eleştiren "9.90 YTL" filmi gösterilecek. 27 Şubat 2012 Pazartesi günü saat 17.45'de başlayacak olan 2007 yapımı filmin yönetmeni Jan Kounen. "Aklı Ağzında" sergisi, reklamlarda yaygın olarak kullanılan çoğu "mutlu" yüzlerdeki ifadelerden yola çıkarak hazırlanan görsel bir düzenleme.


"Tüketici Ayartma Ödülleri" açıklandı!
Zonguldak'ta SergiOdası'nın "24+12" Etkinlikleri kapsamında verdiği ödül bu yıl sanatçı Şener Şen ve Erdem Yener arasında paylaştırıldı.
"Tüketici Ayartma Ödülleri"; yaratıcı sanatçı yüzlerini "Marka Yüzü" olarak kullanıma açan sanatçılara veriliyor.
Etkinlikler kapsamında yer alan on filimden biri olan Michael Moore'un "Kapitalizm: Bir Aşk Hikayesi" filminin gösterisi bu iki sanatçıya "ithaf" edildi.
Aynı ödül geçen yıl Mehmet Ali Alabora, Tolga Çevik ve Özgü Namal arasında paylaştırılmış ve "Borsa-Wall Street" filmi üç sanatçıya "ithaf" edilmişti.
Geçen yıl başlayan “24+12” Etkinlikleri; 1980 yılında uygulaması başlayan 24 Ocak Kararları’nı ve arkasından gelen 12 Eylül Darbesi’ni “para-şiddet” ilişkisi açısından yorumlayan, gösteri programını bu yorum üzerinden oluşturan bir çalışma.


       

"24+12" Filmleri 24 Ocak'da Başlıyor !
Zonguldak’ta on iki yıldır kültür-sanat ortamı sunan SergiOdası, “Darbelerin Anayasası Olur da, Ekonomisi Olmaz mı?” soru başlığı altında on filmi bir araya topluyor. 24 Ocak 1980 Ekonomi Kararlarının hemen arkasından gelen 12 Eylül 1980 asker darbesinin 32.Yılında; Tüketim yoğunluklu Yeni Dünya Düzeni Ekonomisini ve tüm zamanların Para-Şiddet ilişkisini ele veren on film bu etkinlikte izleyicisi ile buluşacak. Bir hafta boyunca, konuyla ilgili kitaplar masa üstüne çıkarken; fotoğrafçı İbrahim Akyürek reklamlarda yaygın olarak kullanılan yüzlerden yola çıkarak “Aklı Ağzında” adlı görsel düzenlemesini sergileyecek.
  
Etkinlikte izleyicisini bekleyen filmler ise şunlar:
Gazap Üzümleri (John Ford), Büyük Adamlar (John Wells), Metropolis (Fritz Lang), Elektrikli Arabayı Kim Öldürdü? (Chris Paine), Çoğunluk (Seren Yüce), Aklı Havada (Jason Reitman), Kapitalizm: Bir Aşk Hikayesi (Michael Moore), Dondurmam Kaymak (Yüksel Aksu), Kayıp (Costa Gavras), Yer Sarsılıyor (Luchio Visconti).
İkincisi düzenlenen toplu gösterilerin amacı, anılarında "24 Ocak Kararlarına bağlı tedbirler, ancak böyle bir sıkı askeri rejim sayesinde meyvesini verdi" diyen Kenan Evren'in sözlerine "para-şiddet" ilişkisi üzerinden sinemanın evrensel diliyle dikkat çekmek.
P R O G R A M:

BİR REKLAM ELEŞTİRİSİ;
AKLI AĞZINDA





  AĞIZ

"Aslında, erkeklerin toplumsal yaşamının büyük bir kesimi oral zevklerin kollektif bir kutsanması olarak görülebilir. Gönlünce içmek, dilediğince yemek, sigara içmek (ancak görece yakın bir zamandan beri kadınlar için de kabul edilebilir bir şey), toplulukta, futbol maçlarında, sokaklarda konuşmak ve bağırmak. Ağzın bütün bu kullanımları erkeklerin birbirleriyle olmaktan aldığı zevkin biçimlerini ortaya koyar."

"Ağzın kadının duyusal yaşamında böyle karmaşık bir yeri olmasının muhtemelen iki nedeni var: Birincisi, bir kişinin konuşarak, dünyadaki varlığını ileri sürmesi ağız yoluyla olur. İkincisi ise, ağız, yeme ve beslenmeyle o kadar yakından ilgilidir ki, oral zevkler kadınları, kadınların iştahları ve kadınların evdeki yeri hakkındaki ideolojilerle doğrudan doğruya karşılaştırır."
"Ağız yoluyla bir şey almanın kafamızda ve duygularımızda hayatta kalmayla yakından ilgili bir duygu yarattığı açık. Beslenme ve doyurma nedeniyle oral haz dünya üstünde iddiada bulunmak, varoluş hakkını ve yiyecek ihtiyacını ifade etmekle yakından ilişkili bir duyudur. Fakat kadınlar dünyadan bir şey alamayacaklarını, ihtiyaçlarını bu yolla ifade edemeyeceklerini çabucak öğrenirler. Bu nedenle, erkeklerin yaşamında ağzın duyusal zevlerinin kadınların yaşamındaki gibi bir yeri yoktur. Bu toplumda cinsel ilişkiler erkeklerin dünyadan ağızlarına zevk alabilecekleri bir şekilde düzenlenmiştir."

Kadınlık Arzuları  "Ağız" Başlıklı Bölüm 
Rosalind Coward   "Günümüzde Kadın Cinselliği" 
Ayrıntı Yayınları/Şubat 1989


                                   



















Reklam

boyadılar koca duvarı
rengarenk yazılarla doldurdular
elinde gazoz şişesiyle
bir de gülen kız resmi çizdiler
ağzı bir karış açık

oysa duvarın dibinde
ağlıyordu sarmaşık

Sunay Akın

Yarın Dergisi 1985



 "Aklı Ağzında" Sergisi açıklama metni için derlendi


                                                             

  YÜZ

        

"İnsan yüzünde görülebilen 10 bin yüz ifadesinin hepsi, duyguların ifadesi olmamakla birlikte; çoğu da temelde yedi duygunun (mutluluk, üzüntü, korku, öfke, şaşkınlık, tiksinti ve merak) kimi evrensel, kimi kültürel, farklı derecelerde ifade edilen dışavurumudur." 
Banu Dağtaş-Erdal Dağtaş
Medya, Tüketim Kültürü ve Yaşam Tarzları

      
"7-13 Temmuz 2008 tarihlerinde
yayınlanan sayılarındaki reklamların incelendiği gazeteler ve yüz ifadesi olarak duygunun dışavurum biçimlerinin sayısal dökümü incelendiğinde söz konusu gazetelerde yer alan toplam 510 reklamda bulunan 1.073 yüz ifadesinin 792’sinin (%74) mutluluk ifadesi olduğu görülmektedir. "

Serpil Aygün Cengiz
Duygulanım Sarkacının Haz ile Aleksitimi (duygu sağırlığı) Arasındaki Salınım: Reklamlarda Kamusal Yüz


      
"Günümüzde üretimle tüketim eylemi arasında dikkate değer bir farklılık bulunmaktadır. Üretim kollektif bir çaba olup, işbölümünü, üreticilerin işbirliğini ve eylemcilerin koordinasyonunu gerektirmektedir. Tüketim ise tamamen bireysel, izole, her zaman özel ve hiç de ortak olmayan bir duyum olan arzuyu dindirerek ve tahrik ederek yerine getirilen bir faaliyettir."    Zygmunt Bauman

Banu Dağtaş-Erdal Dağtaş        Medya, Tüketim Kültürü ve Yaşam Tarzları



"Aklı Ağzında" Sergisi açıklama metni için derlendi
                                                                                                                           


Bir Reklam Eleştirisi: "Aklı Ağzında"
İFSAK üyesi, Fotoğrafçı İbrahim Akyürek'in reklamlarda yaygın olarak kullanılan yüzlerdeki ifadelerden yola çıkarak hazırladığı görsel düzenleme SergiOdası'nda sunulacak.
"Aklı Ağzında" başlıklı etkinlik, günümüzde "Reklam Yüzü" ya da "Marka Yüzü" tanımıyla modalaştırılan, sanatçı yüzlerini de kapsayan insan yüzünün tüketicileri ayartmada kullanımına dikkat çekiyor. Düzenleme; 24-31 Ocak 2012'de gerçekleşecek olan "24+12" Filmleri Gösterimi ile birlikte izleyicilerle buluşacak.
 
   iakyurek1@hotmail.com